Bizi Takip Edin

Amerika

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”e karşı vergi düzenlemesi hazırlığında

Yayınlanma

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”in ve bazı diğer vatandaş olmayan kişilerin dört önemli federal vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarından yararlanmasını engelleyecek yeni kurallar önerdi.

Beyaz Saray, bu adımın vergi mükelleflerine 2,6 milyar dolara kadar tasarruf sağlayabileceğini belirtiyor.

Hazine Bakanlığı ve İç Gelir İdaresi (IRS) tarafından önerilen düzenlemeler, Hazine Bakanlığı’nın basın açıklamasına göre, çocuk vergi kredisi, kazançlı gelir vergi kredisi, evlat edinme vergi kredisi ve Amerikan fırsat vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarına uygulanacak.

Basın açıklamasına göre, öneri kapsamında yalnızca ABD vatandaşları, ABD uyruklular ve yasaya göre federal yardımlardan yararlanma hakkı bulunan belirli göçmenler, iade edilebilir ödemeleri almaya hak kazanacak.

Hazine Bakanı Scott Bessent basın açıklamasında şunları söyledi:

“Başkan Trump döneminde, yasadışı göçmenlerin vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen yardımlardan yararlanma günleri sona erdi. Federal yasa açıktır ve Hazine Bakanlığı bunu uygulamaktadır. Amerikalı vergi mükellefleri, yasalar gereği bu yardımlardan yararlanması yasak olan kişilere ödenen yardımların faturasını ödemek zorunda bırakılmamalıdır.”

Bessent, bu düzenlemelerin “suistimali sona erdireceğini, vergi sisteminin bütünlüğünü koruyacağını ve Amerikalıları öncelikli kılacağını” da sözlerine ekledi.

Yönetmelik, 1996 tarihli Kişisel Sorumluluk ve Çalışma Fırsatı Uzlaşma Yasası’nı iade edilebilir vergi kredilerine uygulamayı amaçlıyor.

Önerilen kurallara göre, şartları karşılamayan göçmenler, ödenmesi gereken federal gelir vergisi tutarını düşürmek için vergi kredisinden yararlanmaya devam edebilecek fakat kalan tutarı nakit iade olarak alamayacak.

Yönetim, tahminlerine göre bu kuralın 2026 yılında 200.000 ila 700.000 vergi mükellefinin bu iadelerden yararlanamaz hale gelmesine yol açacağını ve vergi mükelleflerine tahmini 700 milyon ila 2,6 milyar dolar tasarruf sağlayacağını belirtiyor.

IRS İcra Kurulu Başkanı Frank Bisignano basın açıklamasında şunları söyledi:

“Kazanılmış Gelir Vergisi Kredisi (EITC) gibi iade edilebilir vergi kredileri, düşük ve orta gelirli Amerikan ailelerinin ve çalışanların hayati öneme sahip mali destek almasına yardımcı olmak amacıyla yürürlüğe konmuştur. Bugün önerilen düzenlemeler, federal fonlarla sağlanan yardımların uygun vergi mükelleflerine ayrılmasını garanti altına alıyor ve her bir vergi mükellefi dolarının bütünlüğünü koruyor.”

CNBC’ye göre, öneriye ilişkin 45 günlük bir kamuoyu görüş alma süreci bulunuyor ve yönetmeliğin kesinleşmesi öncesinde 14 Ekim’de bir kamuya açık duruşma düzenlenecek.

Yönetmelik kesinleşirse, bu kurallar nihai yönetmeliğin yayınlandığı tarihte veya bu tarihten sonra sona eren vergi yılları için geçerli olacak.

Amerika

ABD’de ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı, Kongre bölündü

Yayınlanma

ABD’de ulusal borcun 40 trilyon dolarlık tarihi eşiği aşması, Kongre’de bütçe disiplini ve harcama politikalarına ilişkin sert tartışmaları yeniden alevlendirdi. Cumhuriyetçiler harcama kesintilerini ve bütçe denkliğini savunurken, Demokratlar faturayı vergi indirimlerine ve askeri harcamalara kesti. Hazine Bakanı Scott Bessent ile Başkan Yardımcısı JD Vance ise borç yükünün ekonomik büyümeyle aşılacağını öne sürdü.

ABD’de federal borcun çarşamba günü resmi olarak 40 trilyon dolarlık kritik eşiği aşması, Kongre üyeleri arasında alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

Yıllardır giderek büyüyen ve görmezden gelinmesi imkansız hale gelen borç yükü karşısında Kongre’nin somut adımlar atamaması, iki partinin temsilcileri tarafından da tepkiyle karşılandı.

Pandemi sürecinde hız kazanan ve Kongre’nin onayladığı dev harcama paketleri ile vergi düzenlemeleri nedeniyle yüksek kalmayı sürdüren borçlanma, tarafları sosyal medya üzerinden çözüm önerilerini tartışmaya yöneltti.

Yıllardır artan borçla mücadele etmeye çalışan iki partiden Cumhuriyetçiler temel etken olarak federal harcamaları ve sosyal yardım programlarını gösterirken; Demokratlar harcama reformlarının yanı sıra zengin Amerikalılar ile şirketlere yönelik vergilerin artırılması gerektiğini vurguluyor.

Ancak ülkeyi sürdürülebilir bir mali yola sokmak için gereken siyasi bedellerin büyüklüğü, kapsamlı bir uzlaşıya varılmasını engelliyor.

Mali muhafazakar kimlikleriyle tanınan isimlerden Cumhuriyetçi Florida Senatörü Rick Scott, X platformunda yaptığı paylaşımda durumun vahametine dikkat çekerek “Bu çok kötü. Kongre harcamaları kontrol altına almalı ve bütçeyi dengelemeli” dedi.

Cumhuriyetçi Kentucky Senatörü Rand Paul da federal bütçenin dengelenmemesinden politikacıları sorumlu tutarak “Washington harcamaları anında karşılamak yerine sürekli harcıyor. Siz ve aileniz bir bütçe yapıp ona göre yaşıyorsunuz, Washington da aynısını yapmalı” ifadelerini kullandı.

The Hill gazetesinin haberine göre Temsilciler Meclisi’ndeki aşırı sağcı Özgürlük Grubu (House Freedom Caucus) üyeleri de federal harcamalardaki israf, yolsuzluk ve suiistimale karşı derhal harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

Grubun üyesi Güney Carolina Temsilcisi Ralph Norman, borcun her Amerikalıyı alarma geçirmesi gereken bir sınırı aştığını belirterek bunun Washington’ın pervasız ve kontrolsüz harcamalarının ülkenin geleceğini tehlikeye attığına dair bir uyarı işareti olduğunu kaydetti.

Norman, “Bu krizden sadece vergi koyarak veya borçlanarak çıkamayız. Kongre zor kararları alma, harcamaları dizginleme ve mali yapımızı düzene sokma cesaretini göstermeli” değerlendirmesinde bulundu.

Utah Senatörü Cumhuriyetçi John Curtis ise borç sorununu “ahlak dışı” olarak niteledi ve federal hükümette mali sorumluluk ile reform komisyonu kurulmasını öngören Mali Komisyon Yasası gibi düzenlemelerin “iyi bir başlangıç” olacağını belirtti.

Curtis, pervasız harcamaların faturasının çocuklara ve torunlara bırakılmasının haksızlık olduğunu, borç arttıkça ekonomik şoklar karşısında felaket riskinin de büyüdüğünü ifade etti.

Cumhuriyetçiler, borcun geleceğine dair endişeleri artırması beklenen 95 milyar dolarlık üçüncü bir bütçe uzlaştırma paketini gündemlerinde tutuyor.

Başkan Donald Trump ve parti liderlerinin geçirmeyi hedeflediği bu paket; savunma ve istihbarat için 73 milyar dolar, tarım yardımları için 12 milyar dolar ve Trump destekli oy kullanma kısıtlamalarını benimseyen eyaletleri teşvik etmek amacıyla 10 milyar dolarlık fon içeriyor.

Senato’da çerçevesi henüz kabul edilmeyen taslakta, maliyetleri dengeleyecek gelir kalemlerinin bulunmaması mali disiplin yanlılarının tepkisini çekiyor.

Demokratlar ise geçen yıl Cumhuriyetçilerin Kongre’den geçirdiği “Tek Büyük Güzel Yasa” (One Big Beautiful Bill Act) adlı uzlaştırma düzenlemesini hedef aldı.

Demokrat Colorado Temsilcisi Joe Neguse, “Geçen yıl çoğumuz Trump’ın pervasız bütçe tasarısının açığı trilyonlarca dolar artıracağı ve önümüzdeki 10 yılda borç faizi maliyetlerini 687 milyar dolar yükselteceği konusunda uyardık. Bu uyarılar dikkate alınmadı ve ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı” dedi.

Yakın zamanda ön seçimleri kaybeden Kentucky Temsilcisi Cumhuriyetçi Thomas Massie de benzer bir eleştiride bulunarak yasaya oy verenlerin borçtan şikayet etmeye hakkı olmadığını ve vergi indirimleri ile harcama artışlarının bütçe açığını büyüteceğinin aşikar olduğunu belirtti.

Demokratlar ayrıca Trump’ın İran’a yönelik devam eden askeri harekatını da mali tablonun sorumlusu olarak gösterdi.

Demokrat Illinois Senatörü Dick Durbin, yıllardır borçtan şikayet eden bir partinin liderliğinde borcun rekor kırmasını çelişkili bulduğunu ifade ederek “Trump’ın milyarderlere yönelik vergi indirimlerinden İran’la savaşına kadar, mali sorumluluğun aklındaki en son şey olduğu açık” dedi.

Demokrat Michigan Temsilcisi Shri Thanedar ise 250 yıl ve 47 başkan döneminde biriken 40 trilyon dolarlık borcun yüzde 30’una yakınının (11,52 trilyon dolar) yalnızca birkaç yıl içinde bizzat Trump tarafından eklendiğini hatırlattı.

Eleştirilere yanıt veren ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, CNBC kanalında katıldığı “Squawk on the Street” programında Sara Eisen’a yaptığı açıklamada, 40 trilyon dolarlık rakamın büyütülecek bir tarafı olmadığını ve ABD’nin bu borcu ekonomik büyümeyle aşabileceğini savundu.

Bütçe açığı ve açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranına dair yanlış bilgilendirmeler yapıldığını belirten Bessent, Yüksek Mahkeme’nin şubat ayında Trump’ın acil durum gümrük tarifelerine karşı aldığı kararın ardından yapılan tarife iadelerinin borçta geçici bir etki yarattığını kaydetti.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın aynı seviyede tarifeler uygulayacağını söyleyen Bessent, 2026 yılı tarife gelirlerinin 2025 ile hemen hemen aynı olmasını beklediğini ifade etti.

Bakan Bessent daha sonra Beyaz Saray önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, 301. Madde kapsamındaki tarifelerle birlikte geçen yılın tarife gelirlerine yeniden ulaşılacağına, hatta üzerine çıkılacağına inandığını dile getirdi.

Bessent, 40 trilyon dolarlık eşiğe rağmen piyasada işlem gören borç miktarına bakıldığında tablonun daha küçük olduğunu öne sürdü.

Başkan Yardımcısı JD Vance de perşembe gecesi Newsmax kanalındaki “Carl Higbie Frontline” programında yaptığı konuşmada, Hazine Bakanı Bessent’in ulusal borcu küçültmek için “oldukça gizli ve ihtiyatlı bir planı” olduğunu açıkladı.

Vance, Başkan Trump tarafından da desteklenen bu planın ekonomiyi borçtan daha hızlı büyütmeyi hedeflediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Doğru yolda ilerliyoruz. Borç çok yüksek olsa ve biz bu borç bombasını Biden yönetiminden devralmış olsak da ekonomiyi borçtan daha hızlı büyütecek bir planımız var ve en önemli şey de bu.”

ABD kamu borcu 40 trilyon dolara ulaştı

Okumaya Devam Et

Amerika

OpenAI’dan kurumsal müşterilere veri güvencesi

Yayınlanma

OpenAI, yapay zeka modellerini kullanan kurumsal müşterilerin verilerini saklamama taahhüdünde bulundu. Şirket, bu adımla Claude modelinin geliştiricisi olan rakibi Anthropic’in veri saklama politikasından rahatsızlık duyan şirketleri bünyesine katmayı ve ürün güvenliğini artırmayı hedefliyor.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, yapay zeka modellerini kullanan kurumsal şirketlerin verilerini saklamama taahhüdünde bulunurken ürünlerinin güvenliğini artırmaya yönelik yeni bir adım attı.

Şirket bu hamleyle, Claude modelinin geliştiricisi olan rakibi Anthropic’in kurumsal bilgileri saklama politikasından rahatsızlık duyan müşterileri kendi tarafına çekmeyi hedefliyor.

OpenAI çarşamba günü yaptığı açıklamada, modelleriyle gerçekleştirilen birden fazla etkileşimdeki örüntüleri ve güvenlik risklerini tespit etmeye olanak tanıyan yeni bir teknolojiyi bazı müşterilerinin ön izlemesine açtığını bildirdi.

Şirket bu adımla, etkileşimleri tek tek izleyen ve müşteri verilerinin bir kısmını saklamadan araçların doğru kullanıldığından emin olmayı zorlaştıran önceki yapay zeka güvenlik sistemlerinin ötesine geçmeyi amaçlıyor.

Bu taahhüt, en yeni modellerinin güvenliğini sağlamak gerekçesiyle müşteri verilerini 30 gün boyunca saklayan Anthropic’in politikasıyla tezat oluşturuyor.

Anthropic’in veri saklama uygulaması, Beyaz Saray Yapay Zeka Danışmanı ve girişim sermayedarı David Sacks, Microsoft Üst Yöneticisi Satya Nadella ve Palantir yöneticisi Alex Karp gibi teknoloji dünyasının önde gelen isimlerinin tepkisini çekmişti.

Söz konusu isimler, özellikle sağlık ve finans gibi düzenlemeye tabi sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, yapay zeka firmalarının verilerini saklamadığına dair kesin bir güvenceye ihtiyaç duyduğunu savunmuştu.

OpenAI Ürün Politikası Başkanı Aleah Houze konuya ilişkin olarak, “Şirketlerden bunun ne kadar önemli olduğunu çok net ve yüksek sesle duyduk. Başka kurumlara hizmet veren ve son derece hassas veriler konusunda kendilerine güvenilen kuruluşları düşündüğünüzde, bu şirketlerin kendi müşterilerine verdikleri taahhütler bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu hamle, OpenAI’ın yapay zeka yarışında Anthropic’i yakalama çabasını yansıtırken, araçların siber saldırıları ya da modellerin kontrolden çıkmasından kaynaklanabilecek diğer zararları önleyecek yeterli korumaya sahip olmadığından endişe eden kesimleri yatıştırma amacını da taşıyor.

The Wall Street Journal’ın haberine göre OpenAI, yakın zamanda yatırımcılarına ikinci çeyrek gelir artışının Anthropic’in gerisinde kaldığını bildirmiş ve bu durum bazı hissedarlarda hayal kırıklığına yol açmıştı.

OpenAI, müşteri verilerinin müşterinin denetimindeki altyapıda kalacağını açıkladı.

Şirket ayrıca, verilerin mülkiyeti müşteriye ait şifreli anahtarlarla OpenAI tarafından saklanabileceği bir sistem üzerinde de çalışıyor. Bu sistem sayesinde şirket çalışanları model istemlerini, yanıtları veya diğer hassas bilgileri göremeyecek.

Yeni sistem, model etkinliğine dayanarak bir siber saldırı veya biyolojik silah gibi bir risk tespit ettiğinde OpenAI’a bir sinyal gönderiyor.

Gönderilen bu sinyal, şirket tarafından bir müdahalede bulunulması gerekip gerekmediğini belirlemeye yardımcı oluyor.

Müşteriler alınan kararlara itiraz edebiliyor veya dilerlerse OpenAI ile daha fazla bilgi paylaşabiliyor. OpenAI ise yalnızca riskin ciddiyetini ve kategorisini ayrıntılandıran üst düzey sinyal verisini saklıyor.

Anthropic’in kodlama araçlarını ve gelişmiş modellerini ücret karşılığı kullanan işletmeler nezdindeki popülaritesi şirketi yapay zeka yarışında öne geçirdi. Ancak şirketin bazı politikaları Silikon Vadisi’nde ve Trump yönetiminde tepkiye yol açtı.

David Sacks, haziran ayında yaptığı açıklamada müşteri verilerinin saklanmasının “yapay zekada yeni bir imtiyazlılar ve imtiyazsızlar sınıfı yarattığını” ve araçları kullanan yazılım geliştiricileri arasında öfkeye neden olduğunu söylemişti.

Bu konu, kullanıcıların modellerin davranışını belirleyen sayısal parametreleri indirmesine izin veren açık ağırlıklı modeller hakkındaki tartışmalarla da bağlantılı.

Çin menşeli olanlar da dahil olmak üzere birçok teknoloji şirketi bu tür modelleri destekledi ve Trump yönetiminden bunlara kısıtlama getirmemesini istedi.

Anthropic ise bu araçların, en güçlü kapalı modellerle aynı güvenlik önlemlerine genellikle sahip olmaması nedeniyle güvenlik riskleri barındırdığı uyarısında bulundu.

En güçlü araçları kapalı model niteliği taşıyan OpenAI, yakın zamanda açık ağırlıklı modelleri destekleyen bir sektör mektubuna imza attı ve bu tür modellerden bazılarını kendisi de geliştiriyor.

Şirket öte yandan, ABD’li şirketlerin kaydettiği ilerlemeleri “damıtma” (distillation) adı verilen bir süreçle haksız biçimde kullanmakla suçlanan Çinli açık ağırlıklı model sağlayıcılarına yönelik olası kısıtlamalar konusunda hükümet yetkilileriyle görüşmeler yürüttü.

Okumaya Devam Et

Amerika

Steve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı

Yayınlanma

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın kurduğu NeXT şirketiyle gizli bir sözleşme imzaladığı ortaya çıktı. The Wall Street Journal’ın haberine göre uydu istihbaratı için verilen yıllık 20 bin bilgisayarlık sipariş şirketi iflastan kurtararak Jobs’ın Apple’a dönmesinin önünü açtı.

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın şirketi NeXT ile imzaladığı gizli sözleşmenin, girişimcinin işini iflastan kurtardığı ve nihayetinde Apple’a dönmesini sağladığı ortaya çıktı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre istihbarat teşkilatı, uydu istihbaratı amacıyla 20 bin iş istasyonu sipariş ederek şirketin ayakta kalmasını sağladı ve Jobs bu sözleşme sayesinde Apple’ın yönetimini yeniden ele geçirerek şirketi küresel bir başarıya taşıdı.

Gazetenin aktardığı bilgilere göre Joe Romello ve Jeff Harris, CIA bünyesinde uydu istihbaratının geliştirilmesine yönelik yürütülen gizli “Program B” kapsamında görev yapıyordu.

İki görevli, 1985 yılında Apple’dan kovulduktan sonra yeni şirketini kuran Jobs’ın istihbarat camiasına hayati teknolojiler sağlama konusunda yardımcı olabileceğini düşündü.

Bu sürecin sonunda Romello, New York’ta Jobs ile bir araya gelerek adı açıklanmayan bir müşteri için Motorola üretimi daha hızlı bir çip ile Intel üretimi özel bir grafik kartı içeren iki modifikasyona sahip, yılda 20 bin adet NeXT iş istasyonu satın almayı teklif etti.

WSJ’nin haberinde NeXT’in o dönemde acil satışa ihtiyaç duyduğu kaydedildi. Bilgisayarların pahalı olması ve alıcıların büyük bölümü için erişilemez kalması nedeniyle üniversitelere yapılan satışlar beklenen geliri getirmiyordu.

CIA ile yapılan sözleşme neredeyse hiç kimse tarafından bilinmiyordu. NeXT resmi olarak ESL şirketiyle ortaklık yaptığını açıklarken hükümet kanadında bu alım Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) üzerinden kayıtlara geçiriliyordu.

Söz konusu bilgisayarlar işaretsiz kamyonlara yüklenerek modifiye çip ve grafik kartlarının takılması amacıyla CIA’in paravan bir şirketine naklediliyordu.

Buradan Moffett Field askeri üssüne gönderilen cihazlar, C-5 nakliye uçaklarıyla Ulusal Keşif Ofisine (NRO) ulaştırılıyordu.

NRO analistleri, NeXTcube bilgisayarlarını birlik hareketlerini ve füze silosu inşaatlarını takip etmek amacıyla uydu fotoğraflarını taramak için kullandı. Bilgisayarlar aynı zamanda milletvekilleri ve başkan için video ile görsel içeren brifinglerin hazırlanmasına ve iletilmesine de olanak tanıdı.

Romello, NeXT bilgisayarları sayesinde istihbarat verilerinin dünyanın dört bir yanındaki komutanlara aktarılmaya başlandığını ve komutanların bilgileri “neredeyse gerçek zamanlı olarak kendi gözleriyle” yorumlama imkanına kavuştuğunu belirtti.

Romello’ya göre bu durum yeni bilgisayarların “öngörülemeyen en büyük sonucu” oldu ve CIA’in merkezi istihbarat kültürüne meydan okudu.

Apple, 1996 yılında NeXT’i satın aldığını duyurdu ve böylece Jobs kurucuları arasında yer aldığı şirkete geri döndü. Birkaç yıl sonra tüm şirketin kontrolünü yeniden eline alan Jobs’ın NeXT döneminde geliştirilen NEXTSTEP işletim sistemi, Mac’ten iPhone’a kadar uzanan Apple ürünlerinin temelini oluşturdu.

İstihbarat teşkilatlarıyla çalışmanın Jobs’a önemli bir zaman kazandırdığını belirten Dyne Ering, bu sürecin Jobs’a “işini güçlendirmesi ve geliştirmesi; hissedarlara ve piyasaya yalnızca şanslı ve satış yapmayı bilen biri değil, gerçek bir iş lideri olduğunu kanıtlaması için beş yıl daha” verdiğini söyledi.

Ering, NeXT bünyesinde Jobs ile çalışmak amacıyla 1990 yılında istihbarat dünyasından ayrılmıştı.

Ering değerlendirmesinde, “Dolayısıyla Steve’in olgunlaşmasına katkı sunan NRO olmasaydı, şirketi krizden çıkaran bir genel müdür olarak Apple’ın yönetimine geri dönemezdi” ifadelerini kullandı.

Pankreas kanseriyle mücadele eden Jobs, 5 Ekim 2011’de yaşamını yitirdi. Bu tarihte Apple yaklaşık 350 milyar dolarlık marka değeriyle dünyanın en değerli şirketi konumuna yükselmişti.

Apple, Ocak 2022’de ise piyasa değeri 3 trilyon doları aşan dünyadaki ilk şirket oldu.

Fortune dergisi daha önce Steve Jobs’ın işe alımlarda “bira testi” adını verdiği geleneksel olmayan bir karar alma yöntemi uyguladığını yazmıştı.

Jobs, bu yönteme göre test sonrasında adayla birlikte bir şeyler içmek istemiyorsa o kişiyi işe almıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English