Diplomasi
Ermenistan’ın AB’ye ihracatı ilk yarıda yüzde 80 arttı

Ermenistan’ın Avrupa Birliği ülkelerine ihracatı 2026 yılının ilk yarısında yüzde 80’den fazla artarak 516 milyon doları aştı. Hükümet, geçen yılın aynı döneminde bu rakamın yaklaşık 287 milyon dolar seviyesinde olduğunu bildirdi.
Ermenistan Hükümeti Basın Servisi, Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, ülkenin Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yönelik ihracatının 2026 yılının ilk altı ayında 516 milyon doları aştığını duyurdu.
Açıklamada, söz konusu döneme ilişkin verilerin bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 80’in üzerinde bir artışa işaret ettiği belirtilerek, “Bu rakam, yaklaşık 287 milyon dolar olarak kaydedilen önceki yılın aynı dönemindeki göstergeden yüzde 80’den fazla yüksektir” ifadesine yer verildi.
AB’ye yönelik ihracattaki bu artış, Erivan yönetiminin Brüksel ile yakınlaşma çizgisi izlediği bir süreçte gerçekleşti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, mayıs ayında yaptığı açıklamada Ermenistan’ın AB ile Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) arasında mümkün olan en kısa sürede bir tercih yapması gerektiğini söyledi.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Erivan’ın AB’ye resmi üyelik başvurusunda bulunup adaylık statüsü almasından önce bir referandum düzenlenmeyeceğini defalarca vurguladı.
Öte yandan Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), temmuz ayında Ermenistan menşeli süt ürünlerinin Rus pazarına girişine izin vermedi.
Kurum, 2 Haziran’dan itibaren kiraz ve üzüm ithalatına kısıtlamalar getirdi ve Rusya’ya ihraç edilecek canlı balıkların sertifikasyon işlemlerini durdurdu. Rosselhoznadzor aynı ay içinde patates ve kuru meyve ithalatını da sınırlandırdı.
Ermenistan tarafı, Rusya’ya yönelik ihracata getirilen bu kısıtlamaları temelsiz bularak meselenin iki ülke arasındaki ahdi-hukuki çerçeve ve Avrasya Ekonomik Birliği mevzuatı vasıtasıyla çözülmesi çağrısında bulundu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise Ermeni ürünlerinin ihracatında yaşanan güçlüklerin Rusya’nın uyguladığı kısıtlamalardan kaynaklanmadığını, geleneksel ekonomik bağların olası bir kopuşunun ve Erivan’ın AB ile yakınlaşma yönündeki tutumunun bir sonucu olduğunu kaydetti.
Kısıtlamaların Ermenistan’dan yapılan tüm ithalatı değil, ihlallerin tespit edildiği münferit ürün partilerini kapsadığı bildirildi.
Rosselhoznadzor, ihlallere ilişkin yürütülen soruşturmanın sonuçlarının ve alınan önlemlere dair bilgilerin Erivan tarafından kendilerine iletilmesi halinde Ermenistan’dan ithalat yasağının kaldırılması ihtimalini değerlendirmeye hazır olduğunu duyurdu.
Diplomasi
Dört Avrupa ülkesi İsrail’in Batı Şeria planını kınadı

Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya İsrail’in Batı Şeria’da “E1” adlı konut projesi için inşaat ihaleleri açma planlarını kınadı.
Bu dört ülkenin liderleri tarafından yapılan ortak açıklamada, “İsrail hükümetinin E1 yerleşim projesi kapsamında inşaat projeleri için ihale duyurusu yayınlama kararı kabul edilemez,” denildi.
Ayrıca Dışişleri Bakanı Ed Miliband çarşamba günü yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın Kudüs’ün doğusundaki E1 projesine tepki olarak, İsrail’in yerleşim yerlerinin genişletilmesine karışan kişilere yönelik hedefli yaptırımlar ve diğer önlemler hazırlayacağını söyledi.
Miliband, Birleşik Krallık’ın ihaleyle ilgili olarak İsrail’in maslahatgüzarını çağırdığını ve İsrail hükümetinden E1 planlarını durdurmasını, ihaleyi geri çekmesini ve yerleşim yerlerinin genişletilmesine son vermesini talep ettiğini belirtti.
İngiliz hükümeti, önümüzdeki haftalarda daha kapsamlı bir önlem paketi açıklayacağını duyurdu.
Miliband, “İngiltere, İki Devletli Çözüm’ün yok edilmesini seyirci kalarak kabul etmeyecektir,” dedi.
Bu açıklamalar, İsrail’in Kudüs ile Ma’aleh Adumim arasındaki bölgede 3.412 konutluk geniş bir planın parçası olan E1 bölgesindeki ilk 1.400 konut biriminin satışına başlaması üzerine geldi.
Sivil İdare’nin Yüksek Planlama Komitesi, projeyi Ağustos 2025’te onaylamıştı.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ve Milli Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir Miliband’ın sözlerini kınadı.
Sa’ar, “Yahudi halkının, tıpkı İngilizlerin Londra’da ve Birleşik Krallık’ın her yerinde yaşama hakkına sahip olduğu gibi, İsrail Toprakları’nın her yerinde yaşama hakkı vardır,” diye yazdı.
Ben-Gvir ise “Birisi Ed’e, İsrail Toprakları üzerindeki İngiliz Mandası’nın 1948’de sona erdiğini ve İsrail’in bağımsız bir devlet olduğunu hatırlatmalı. Belki de Manda dönemi hakkında hayal kurmak yerine, hızla bir İslam Halifeliğine dönüşmekte olan Londra’sına pencereden bakmalı,” diye konuştu.
Diplomasi
ABD, Hizbullah’ın statüsünü “İran’ın vekil örgütü” olarak değiştirdi

ABD, Hizbullah’a ilişkin tanımlamasını, “İran’ın bir vekili olduğunu” belirtmek üzere resmi olarak değiştirdi.
13224 sayılı Başkanlık Kararnamesi artık, Hizbullah’ın İran’ın İslam Devrim Muhafızları-Kudüs Gücü (IRGC-QF) adına veya hesabına hareket ettiği için yaptırım uygulandığını açıkça belirtiyor.
Al Arabiya’ya konuşan ABD’li dışişleri yetkilisi, bu değişikliğin Hizbullah’ın Lübnan’ın egemenliğine, Lübnan halkına veya Lübnan devletine neredeyse hiç saygı göstermeden faaliyet gösterdiğini vurguladığını savundu.
Yetkili şöyle devam etti:
“Bu karar, Hizbullah’ın askeri operasyonlarının, dış güvenlik faaliyetlerinin ve başlıca finansman ağlarının, İran’ın sınırları ötesinde terör faaliyetlerini yürütmek için kullandığı başlıca araç olan IRGC-QF’nin bir uzantısı olarak işlev gördüğünü resmen kabul etmektedir. Hizbullah, bir Lübnan direniş hareketi değildir.”
Yetkili, Hizbullah yetkililerinin İran’ın dini liderine defalarca verdikleri sadakat ve bağlılık yeminlerine işaret ederek, Kudüs Gücü’nün de örgütün askeri ve stratejik kararları üzerinde belirleyici bir etki uyguladığını savundu.
Yetkili, Washington’un “İran’ın Hizbullah’ı Lübnan’ın egemenliğini zayıflatmak, bölgesel istikrarı tehdit etmek ve Tahran’ın terörist gündemini ilerletmek için bir araç olarak kullanmasına imkân veren ağları bozma” konusundaki kararlılığını sürdürdüğünü belirtti.
Yetkili ayrıca, Hizbullah’ı son iki yıl içinde Lübnan’ı iki kez İsrail ile yıkıcı savaşlara sürüklemekle suçlayarak, grubun Lübnan’ın egemenliği, istikrarı ve iktisadi toparlanması önünde bir engel olmaya devam ettiğini ifade etti.
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve tasfiyesi, Lübnan’ın ileriye dönük herhangi bir inandırıcı yol için hayati önem taşımaktadır ve biz bu hedefi ilerletmek için ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz,” dedi.
Diplomasi
İsrailli büyükelçi Leiter: Türkiye ile savaş istemiyoruz ama kırmızı çizgi aşıldı

İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını önemli ölçüde genişletmeyi planladığını gösteren net istihbarat aldıklarını ve Tel Aviv’in bu hamleyi bir “kırmızı çizginin aşılması” olarak değerlendirdiğini belirtti.
Jerusalem Post gazetesine verdiği demeçte Leiter, “Ne Türkiye ne de Suriye ile gerginliğin tırmanmasını ya da savaşı arıyoruz. Ama bir kırmızı çizgi aşıldı,” dedi.
Bu açıklamaları, İsrail’in Suriye’nin İdlib kentindeki Ebu Zuhur Hava Üssüne düzenlediği hava saldırısı ve ardından hem Suriye hem de Türkiye hükümetlerinden gelen eleştirilerin ardından geldi.
Leiter şöyle devam etti:
“Bu, anlaşmalara yönelik bariz bir Türk ihlali olarak görülüyordu. İstihbarata erişmesi gerekenler bu bilgileri aldı. Neler olacağını bilmesi gerekenler de biliyordu. Bunun anlaşmalarımıza aykırı olduğunu açıkça belirttik ve işte bu yüzden İsrail bu şekilde hareket etti.”
Leiter’e göre, bu uyarıların dikkate alınmaması, salı günü İsrail’in, Türk kuvvetlerinin varmasının beklendiği iddia edilen Ebu Zuhur hava üssüne saldırmasına yol açtı.
Suriyeli yetkililer, hava üssünün en az sekiz saldırıya hedef olduğunu belirtirken, daha sonra yayınlanan uydu görüntüleri pistlerdeki hasarı ortaya koydu.
İsrail’e göre Ocak 2026’da Paris’te “Suriye’de statükonun korunması” anlaşması yapıldı
Leiter, Türkiye’nin bu hamlesinin, Biden yönetimi döneminde İsrail ile Suriye’nin yeni lideri Ahmed Şara yönetimi arasında varılan ve ülkedeki “mevcut durumu donduran” mutabakatlarla çeliştiğini söyledi.
Leiter’e göre, bu mutabakatlar, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Leiter, dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Gil Reich ve Netanyahu’nun askeri sekreteri Roman Gofman’ın (şu anda Mossad direktörü) katıldığı, Ocak 2026’da Paris’te düzenlenen bir toplantıda yeniden teyit edildi.
Leiter şöyle devam etti:
“Bu dondurma durumu, Türklerin harekete geçmediği gibi bizim de harekete geçmeyeceğimiz ve onların da bizi geri çekilmeye zorlamayacağı anlamına geliyor. Ayrıca şunu anlamak önemli: Biz Suriye’de sadece 78 mil karelik [yaklaşık 202 kilometre kare] bir güvenlik bölgesinde bulunurken, Türkler son birkaç yıl içinde Suriye’nin kuzeyinde 3.500 mil karelik bir alanı– ülkenin topraklarının yaklaşık %5’ini– yavaş yavaş ilhak etmişlerdir.”
Jerusalem Post’a göre ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack hariç, üst düzey ABD’li yetkililer Suriye’deki İsrail saldırısını kınamadı.
Leiter, “Yönetimin politikası, geçmişte üzerinde anlaşmaya varılan dondurma sürecinin devam etmesi; bu nedenle Trump bile saldırıyı kınamadı,” dedi.
Barrack: İsrail’in ez-Zuhur’a yaptığı saldırı nedeniyle endişeliyiz
“İsrail ve Suriye, aralarındaki çatışmanın tırmanmasını istemiyor”
Gerginliklere rağmen Leiter, İsrail’in, Suriye’nin bir tırmanma ya da savaş peşinde olmadığını anladığını vurguladı.
Büyükelçi, “Suriyelilerin bizimle bir çatışma istemediği bizim için açık. Bu yüzden Türklere çatışma yaratmamalarını söylüyoruz. Türkiye’nin planladığı hamlenin Suriyelilere dayatıldığına dair birden fazla işaret var,” dedi.
Leiter, bu bariz uyumsuzluğun, saldırının ardından Türkiye ve Suriye’den gelen çelişkili açıklamalarda da görüldüğünü savundu:
“Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, saldırıdan birkaç gün önce Suriye’de bir Türk heyetinin bulunduğunu kabul ederken, Türkler bunu yalanladı. Bu konuyu kendi aralarında halletmeleri gerekir.”
Leiter, geçmişte olduğu gibi Suriye ile doğrudan görüşmelere geri dönülmesini ihtimal dışı bırakmadı fakat bunun için koşulların uygun olması gerektiğini söyledi.
Leiter, “Müzakereler yeniden başlatılabilir. Daha önce Suriyelilerle yürüttüğümüz yüz yüze diyaloğu sürdürmek istiyoruz,” dedi.
Barrack: İsrail-Suriye-Türkiye çatışmasızlık mekanizması istiyoruz
“Ankara ile diyaloğa açığız”
Leiter, İsrail’in de Türkiye ile bir çatışma peşinde olmadığını ve Ankara ile diyaloğa açık olduğunu ekledi.
İsrailli diplomat, “Onlarla diyaloğa kesinlikle açığız fakat ülkedeki üst düzey yetkililerin açıklamalarına göre, onlar İsrail’i haritadan silmeyi tercih ediyorlar,” diye konuştu.
Türkiye’nin Hamas liderlerine ev sahipliği yaptığı ve Hizbullah ile Hamas’a “fon aktardığı” iddiasında bulunan Leiter, böyle bir dönemde “Türkiye’nin Lübnan ve Suriye’de nüfuzunu genişletmeye başlamasının” uygun olmadığını savundu.
Leiter şöyle devam etti:
“Mevcut koşullar altında Türkiye, bölgede sükuneti sağlamaya yardımcı olacak bir güç olamaz. Keşke Kudüs ile Ankara arasındaki ilişkilerde birkaç on yıl önceki duruma geri dönebilsek. O zaman, Türkiye’nin bölgedeki etkisine açık olurduk. Fakat Türkiye’nin terör örgütlerini finanse ettiği bir ortamda, bölgedeki etkisinin artması mantıklı değil.”
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Diplomasi1 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Rusya4 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor












