Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Ateşkes, İsrail’in Gazze’deki başarısızlığının sonucu”

Yayınlanma

İsrail’in 7 Ekim’de Hamas’ı yok etme hedefiyle başlattığı Gazze’ye yönelik saldırılarda ana hedefine ulaşamasa da Gazze’yi yok etme yolunda önemli adımlar attı. 7 Ekim’den bu yana devam eden savaştaki ilk geçici ateşkesin yarın yürürlüğe girmesi bekleniyor. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale rehine takası anlaşmasına giden süreci açıklıyor. Her ne kadar zor olsa da ateşkesin kalıcı olma potansiyeli olduğuna dikkat çekiyor: “Mahkumların ailelerine teslim edildiği görüntülerin eşlik ettiği bir ateşkes, katliama müzakere yoluyla bir son verilmesi için hem İsrail içinde hem de uluslararası kamuoyunda bir ivme yaratabilir.”

***

Bu Ateşkes İsrail’in Gazze’ye Açtığı Savaşın Başarısızlığını Yansıtıyor

İsrail binlerce kişiyi katletti ama Hamas’ı yok etme hedefi her zamanki gibi uzak bir ihtimal olarak duruyor. Gerçeklerle yüzleşmeli ve bu ateşkesi kalıcı bir barışa doğru ilerlemek için kullanmalı.

MOHAMMAD ALSAAFIN

İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşının 46. gününde bir umut ışığı belirdi. Çarşamba günü erken saatlerde İsrail hükümeti Hamas ile geçici ateşkes ve rehine takası anlaşmasını resmen onayladı. İsrail hapishanelerinde tutulan 150 Filistinli kadın ve çocuğa karşılık 50 İsrailli kadın ve çocuk serbest bırakılacak. Bu serbest bırakmalar sırasında dört günlük bir ateşkes uygulanacak ve daha fazla kişinin serbest bırakılması halinde ateşkes uzatılabilecek. Bu süre zarfında yardım, ilaç, gıda ve yakıt taşıyan yüzlerce kamyon Gazze’ye girecek ve haftalardır ulaşılamayan bölgeler de dahil Gazze Şeridi’nin her yerine mallarını dağıtmalarına izin verilecek.

Anlaşma, hem İsrail hem de Gazze’deki yüzlerce İsrailli ve Filistinli esiri ailelerine kavuşturacak. Her şeyden önemlisi, Gazze halkına, dünyanın on yıllardır gördüğü en yoğun ve ayrım gözetmeyen bombardımanlara karşı en azından birkaç gün nefes aldıracak.

Kısa bir süre önce ABD ve İsrail’in Gazze’ye yönelik çeşitli savaş sonrası planlarının, her iki hükümetin de bizi bu noktaya neyin getirdiğini anlamadaki başarısızlığını yansıttığını yazmıştım. Şimdi de bu yeni anlaşma tüm bu savaşın başarısızlığını yansıtıyor.

Bu kâbus gibi savaşta ölenlerin sayısı şu anda tam olarak bilinmiyor. İsrail 7 Ekim’de öldürüldüğünü söylediği insan sayısını bin 400’den bin 200’e indirirken, Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun başta sayımın büyük kısmının yapıldığı Şifa Hastanesi olmak üzere Gazze’deki hastanelere yönelik saldırılarını artırmasından bu yana sayılarını güncelleyemedi. (Associated Press’e göre, Batı Şeria’daki sağlık yetkilileri Gazze’deki ölümlerle ilgili kendi listelerini yayınlıyorlar, ancak sayılarının ne kadar doğru olduğu belli değil). Listelerin güncellenmesi durdurulduğunda Gazze’de her 200 kişiden 1’inin öldüğü tahmin ediliyordu. Bu sayının şu anda çok daha yüksek olduğu ve binlerce kişinin enkaz altında kayıp olduğu düşünülüyor.

Bu binlerce kişi ölmek zorunda değildi, sadece İsrail sivilleri hedef almaktan kaçınabileceği için değil, ki bunu yapmayı açıkça reddetti, aynı zamanda çarşamba günü açıklanan anlaşmanın ana hatları haftalardır masada olduğu için. Washington Post 26 Ekim’de Hamas lideri Ali Baraka’nın Hamas’ın teklifini açıklarken söylediklerini aktardı: Beş günlük ateşkes karşılığında yabancı rehinelerin serbest bırakılması, ardından İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli kadın ve çocuklara karşılık İsrailli kadın ve çocukların serbest bırakılması ve Gazze’ye yardım akışı. Baraka Post’a yaptığı açıklamada “Hepsinin gitmesine izin vermeye hazırız” dedi.

Aynı gün, İsrail ve Hamas arasındaki müzakereleri yürüten Katarlı yetkili, Gazze’deki durumun daha da kötüleşmesi halinde yakın zamanda varılması muhtemel bir anlaşmanın raydan çıkabileceği uyarısında bulundu. Bundan 24 saat sonra İsrail Gazze’de telekomünikasyonu kesti ve hava saldırılarını yoğunlaştırdı; önümüzdeki birkaç hafta içinde İsrail’in tırmandırdığı bu gerilim, filizlenmekte olan bir anlaşmayı sekteye uğratacak tek olay olmayacaktı.

İsrail hükümeti Filistinlilerin hayatlarını hiçe saydığını açıkça ortaya koydu, ancak uzlaşmazlığı bu süre zarfında öldürülen düzinelerce İsrail askerinin yanı sıra İsrail bombaları altında öldüğüne inanılan bilinmeyen sayıda rehinenin hayatına da mal oldu.

Bu arada Başkan Biden anlaşmanın açıklanmasının ardından yaptığı açıklamada, Hamas’ın elindeki Amerikan vatandaşlarının geri dönmesinden daha ‘yüksek bir önceliği’ olmadığını iddia etti. Ancak ABD Başkanı, İsrail üzerindeki benzersiz nüfuzunu kullanarak Amerikalı rehineleri evlerine döndürecek bir anlaşmaya öncelik vermek yerine, İsrail’e Gazze’deki yıkımını genişletmesi için zaman kazandırmakla daha çok ilgileniyor gibi görünüyordu.

Bu savaşın mutlak başarısızlığını özetleyen bir şey varsa o da budur. Gazze’yi dümdüz etmeye yönelik soykırımcı çağrılar ve İsrail ordusunun Hamas’ı yok edene kadar durmayacağına dair kibirli iddialar arasında, intikam ve yıkımdan başka bir strateji ve plan olmadığı açıktı. Son 6 hafta içinde çok şey söylendi ve yazıldı; çok az şey İsrail ordu sözcüsünün “isabete değil hasara önem verildiği” itirafı ya da yedek tümgeneral Giora Eiland’ın “Gazze hiçbir insanın var olamayacağı bir yere dönüşecek” sözü kadar anlamlı oldu.

Bu ifadelerin doğasında var olan vahşet gerçekleşmiştir. Bir zamanlar bir milyondan fazla insana ev sahipliği yapan kuzey Gazze’nin tüm bölgeleri bombalanarak yerle bir edildi. Orada sadece tek bir işleyen hastane kaldı. Gazze’deki üniversitelerin neredeyse tamamı yok edildi. Bölgede 200’den fazla tıp uzmanı ve gazeteci öldürülmüşken, doktor ve muhabir kadrosu nasıl doldurulacak? Gazze’deki öğrenciler eğitimlerine ne zaman devam edebilecek? MRI veya kemoterapiye ihtiyaç duyan hastalar nasıl tedavi görebilecek? Evlerinden bombalanarak çıkarılan on binlerce insan şimdi nerede yaşayacak?

Bu acil sorular bile erken görünüyor. Çünkü ateşkesin Gazze’deki insanlar için anlamı çok daha temel. Altı haftadır ilk kez Filistinliler sıradakinin kim olacağı endişesine kapılmadan ölülerinin yasını tutabilecekler. Haftalardır sokaklarda çürümekte olan cesetler toplanabilir, nihayet bir cenaze töreninin saygınlığı verilebilir. İnsanlar aileleri için yiyecek ve su bulabilir. Yıkılan evlerin altında kaybolan tahmini 6 bin kişi kurtarılabilir. Sevdikleri, aralarında kimin hâlâ hayatta olduğunu nihayet teyit edebilir. Ve İsrail’in kuzey Gazze’den çıkan yollara yönelik sürekli bombardımanını geçici olarak durdurmasıyla, daha fazla aile en azından şimdilik savaş bölgesinin kalbi olan yerden uzaklaşabilir.

Buna karşılık Gazze’yi yaşanmaz hale getirmeye odaklanmak İsrail’i Hamas’ı yok etme hedefine yaklaştırmadı. Siyasi analist Muin Rabbani savaş alanındaki gerçekliği şöyle ifade ediyor “Sahadaki duruma bakılırsa Hamas askeri bir güç olarak önemli ölçüde geriletilmiş değil. Komuta ve kontrol sağlam, İsrail’in kayıpları artıyor, roket saldırıları, pusular ve benzerleri her gün devam ediyor ve Gazze Şeridi’nin askeri savunmasında yer almayan parlamento başkanı Ahmed Bahr dışında hiçbir üst düzey lider suikasta kurban gitmedi” diyor.

İsrail’in (ve ABD’nin) bunca zamandır Hamas’la müzakere ediyor olması, Hamas’ın bir örgüt olarak hâlâ sağlam olduğunu gösteriyor. Rabbani’nin de belirttiği gibi, yardım girişini anlaşmanın bir hükmü haline getirmekle “Hamas bir hamlede insani yardım konusunda, ABD’nin geçen ay boyunca yaptığı çok övülen “müzakerelerden” kat be kat daha fazlasını elde etti.”

Dahası, bu anlaşmanın Hamas’ın en değerli gördüğü rehinelerden İsrail askerlerinin ya da erkeklerin serbest bırakılmasını kapsamadığı görülüyor. Hamas’ın elinde hâlâ çok sayıda koz var ve savaşı ve Gazze’ye yönelik 17 yıllık kuşatmayı sona erdirmek ve İsrail hapishanelerindeki binlerce Filistinli mahkûmu evlerine döndürmek için bu kozu kullanmaya çalışacaktır.

İsrail ve ABD Hamas’ı önemli ölçüde geriletmiş gibi görünmese de Batılı liberal değerler kavramnı önemli ölçüde geriletmekten fazlasını yaptılar. Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü John Kirby’nin ABD’nin İsrail için “kırmızı çizgiler çizmediğini” söylemesi ile İsrail’in, uluslararası hukuku hiçe sayan hastanelere ve sığınak olarak kullanılan BM okullarına yönelik sürekli saldırıları arasında doğrudan bir ilişki var. Biden’ın Vladimir Putin ile Hamas arasında paralellik kurmaya yönelik tuhaf girişimleri, dünyanın geri kalanının gördüğü ikiyüzlülüğü ayyuka çıkarmaktan başka bir işe yaramadı; işgal sadece ABD’nin rakipleri tarafından yapıldığında kötü bir şeymiş gibi duruyor.

Bir G7 diplomatının bu savaşın ilk günlerinde Financial Times’a söylediği gibi, “[Ukrayna konusunda] Küresel Güney ile yaptığımız tüm çalışmalar kayboldu… Kuralları unutun, dünya düzenini unutun. Bizi bir daha asla dinlemeyecekler.”

Bu noktada, İsrail ile Hamas arasındaki ateşkesin geçici olduğunu hatırlamakta fayda var. Ancak ateşkesin kalıcı olma potansiyeli İsrail’in bu anlaşmayı haftalarca sürüncemede bırakmasının nedeni olabilir. Mahkumların ailelerine teslim edildiği görüntülerin eşlik ettiği bir ateşkes, katliama müzakere yoluyla bir son verilmesi için hem İsrail içinde hem de uluslararası kamuoyunda bir ivme yaratabilir. Bu muhtemelen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın mümkün olduğunca geciktirmek istediği bir şey çünkü 7 Ekim Hamas saldırısı onların gözetiminde gerçekleşti. Çatışmalarda uzun süreli bir durgunluk, hesap vermek zorunda kalma olasılıklarını artıracaktır.

Savaşın duraksaması aynı zamanda İsrail’in uluslararası destekçilerinin, birçoğu ateşkesten yana olan halklarının arzularını yansıtacak iradeyi bulabilecekleri anlamına da gelecektir. Kamuoyu yoklamaları ABD’de bile durumun böyle olduğunu gösteriyor. Politico’nun haberine göre Biden yönetimi ateşkesin gazetecilere “Gazze’ye daha geniş erişim ve oradaki yıkımı daha fazla aydınlatma ve kamuoyunu İsrail’e yöneltme fırsatı” vereceğinden endişe ediyor. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 46 Filistinli gazeteciyi öldürdüğü düşünüldüğünde bu endişe özellikle zalimce geliyor.

Elbette kamuoyu tek başına özellikle de ABD silahları onu desteklemeye devam ettikçe İsrail savaş makinesini durdurmaya yetmeyecek. Netanyahu ve Gallant daha şimdiden çatışmaların yeniden başlayacağı sözünü veriyor. Bombardıman yeniden başlarsa, bu Gazze’nin sivil nüfusunu yok edecek, Hamas’ı dağıtmayacak ve İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasıyla sonuçlanmayacak tutarsız bir politikanın devamı olacak.

Hamas 7 Ekim saldırısını gerçekleştirdiğinde kuşatma ve çevreleme statükosunu kırmaya çalıştı. İsrail’in üstün askeri gücü Gazze’de her mahalleyi harabeye çevirmeye devam edebilir ama daha iyi bir gelecek için umut varsa düşmanlar arasında bile siyasi angajman olmalı. Ateşkes ve rehine takası sadece bir başlangıç, ancak bize bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English