Bizi Takip Edin

Amerika

Küba’da kapsamlı piyasa reformları parlamentoda

Yayınlanma

Küba hükümeti, ülkede kapsamlı bir iktisadi dönüşüm sürecini zorlayacak piyasa reformları programını parlamento gündemine getirdi.

Küba Komünist Partisi’nin (PCC) merkezi yayın organı Granma’da yer alan habere göre, ülkenin geleceği açısından hayati önem taşıyan iktisadi ve sosyal dönüşüm önerilerini değerlendirmek üzere, Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin (ANPP) 10. Yasama Dönemi’ndeki Üçüncü Olağanüstü Oturumu toplandı.

Raúl Castro Ruz’un yanı sıra Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez de oturuma katıldı.

Reform paketi hakkındaki raporu hükümet adına PCC Siyasi Büro üyesi ve Başbakan Manuel Marrero Cruz sundu.

Cruz, “sosyalizmden vazgeçmeden Devrim’in kazanımlarını korumak amacıyla” tasarlanan, Küba iktisadi ve sosyal modelindeki stratejik öneme sahip dönüşümleri sundu.

Konuşması sırasında Başbakan, mevcut durumu ABD hükümeti tarafından uygulanan ağır yaptırımlarla ilişkilendirdi.

Ayrıca, ülkenin kendi hatalarını ve eksikliklerini hiçbir zaman inkar etmediğini kabul etmekle birlikte, bu faktörlerin toplamının, 2011’deki Altıncı Parti Kongresi’nden bu yana onaylanan reformların uygulanması üzerinde sürekli bir etki yarattığını vurguladı.

Başbakan Cruz, Fidel Castro’nun düşüncesine dayanan dönüşümleri duyurdu. Castro’nun, 1993 yılında “Özel Dönem”in doruk noktasında, “Hayat, gerçeklik ve dünyanın yaşadığı dramatik durum —bu tek kutuplu dünya— bizi, sermaye ve teknolojiye sahip olsaydık asla yapmayacağımız şeyleri yapmaya zorluyor,” dediğini hatırlattı.

Önerilerin “vazgeçilmez olanı korumak için gerekli olanı yapmak” ilkesinden yola çıktığını savunan Başbakan, önlemler arasında, tüm iktisadi aktörlerin eşit şartlarda katılımının genişletilmesi, yabancı yatırımın teşvik edilmesi ve kaynak tahsisi aracı olarak piyasa mekanizmalarının benimsenmesinin yer aldığını vurguladı.

aşbakan, bu adımların bir teslimiyet değil, kalkınma araçlarının ülkenin kendine özgü koşullarına uyarlanması olduğunu savundu.

Başbakan, iktisadi ve sosyal modelin güncellenmesine öncülük eden Raúl Castro’nun ortaya koyduğu kılavuz ilkeleri de hatırlattı: “dogmatik olmamak veya değişime direnmemek, sosyalizm ile eşitlikçilik arasındaki mekanik bağı ortadan kaldırmak ve sosyalist planlamanın piyasa kurallarını dışlamadığını, aksine bunları bünyesine katması ve düzenlemesi gerektiğini kabul etmek.”

Cruz’a göre parlamentoda tartışılacak reform önerileri, “sosyalist inşadan asla vazgeçmeden, aksine onu korumak için bir koşul olarak, iktisadi canlandırma ve çarpıklıkları düzeltme yönündeki ortak çabanın bir parçası” olarak görülmeli.

Marrero Cruz, 390 öneri alındığını ve bunların %66,7’sinin kabul edildiğini belirtti; geri kalanlar ise uygulama süreci, diğer olumlu değerlendirmeler ve dönüşüm niteliği taşımayan hususlarla ilgiliydi.

Siyasi Büro tarafından yürütülen dönüşüm önerilerinin analizi sonucunda, belgeye 69 tavsiye dahil edildi.

Reform paketinde, devlet işletmelerinin de diğer iktisadi aktörlerin kurallarına tabi olması öneriliyor. Bundan böyle, diğer iktisadi aktörler için onaylanan her şey sosyalist devlet işletmeleri için de geçerli olacak

Bu kapsamda, işletme sistemi içindeki toptan ve perakende fiyatları onaylama yetkisi “ademi merkeziyetçi” hale getirilecek. Fiyatlandırmada maliyetler, giderler, piyasa eğilimleri, değer zincirleri ve iktisadi aktörler arasındaki dikey ve yatay ilişkiler dikkate alınacak.

Üst Düzey İşletme Yönetim Kuruluşları (OSDE) ayrıca devlet şirketleri ile küçük ve orta ölçekli işletmeleri kurma yetkisine olacak. OSDE’lere kendi yapılarını tanımlama, idari pozisyonları birleştirme veya hizmetleri dış kaynaklara devretme yetkisi verilecek.

Ayrıca il ve belediye yönetimleri ise yerel devlet şirketlerini kurma, birleştirme veya tasfiye etme yetkisine sahip olacak.

Devlet işletmeleri sistemindeki maaş skalası kaldırılacak ve enflasyon seviyelerini dikkate alan bir asgari ücret belirlenecek.

İşçilerle müzakere edilerek ve sendikanın katılımıyla belirlenen ücret düzeyleri, işletmelerin iktisadi ve mali kapasitesine bağlı olacak.

Devlet bütçesi ile işletme sistemi arasındaki ilişki değişecek. Bu, mali yükün gözden geçirilmesini ve işletmelere verilen sübvansiyonların kaldırılmasını da içeriyor.

Bir başka kritik öneri, sosyalist devlet işletmesinin hukuki yapısının bir anonim şirket veya ortaklık yapısına dönüştürülmesi.

Reform paketi, devlet sektörünün ötesine uzanıyor. Ek reformlar arasında on yıllardır ilk kez özel bankacılığa izin verilmesi, yurtdışında yaşayan Kübalıların yatırımlarına kapıların açılması, genel fiyat tavanlarının kaldırılması ve bakanlık sayısının 27’den 20 ile 21 arasına indirilmesi yer alıyor.

Gayrimenkul işletmelerinin konut birimlerini içeren satış işlemleri gerçekleştirmesine izin de verilecek. “Durum bazında” onaylanmak kaydıyla, ülkenin farklı bölgelerinde mevcut varlıkları bulunan veya geliştirilmekte olan alanlar için imtiyazlar ve gayrimenkul satışı da mümkün hale gelecek.

Bir maddede gayrimenkul satışı ile ilgili şunlar yazıyor:

“Bu tür bir işin gerekli olduğu ülkenin tüm turistik bölgelerinde gayrimenkul geliştirme faaliyetlerine izin verilmesi. Havana şehri ve ülkenin turizmle bağlantılı diğer kentsel alanlarında gayrimenkul işlerinin geliştirilmesine olanak sağlanması.”

Bunun yanı sıra, özel işletmelere veya kooperatiflere, üretim veya hizmet faaliyetlerini geliştirmek amacıyla yatırım yapmaları için gayrimenkul hakları (intifa hakkı ve yüzey hakkı) tanınacak.

Öneriler arasında, tarım sektörünün üretim tabanının kurumsal yapısını, mülkiyet ve yönetim biçimlerini dönüştürmek, özel şirketlerin tarım sektöründe faaliyet göstermesine izin vermek de var.

Öte yandan Başbakan, mülkiyet ilişkilerindeki dönüşümler ve mülkiyet ile yönetim arasındaki farklar konusunda, temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin yeniden teyit edildiğini ve bu araçların devlet dışı yönetimine doğru ilerleme kaydedileceğini belirtti.

Ayrıca, yeni tedbirler arasında, fonların yasal kaynağının kanıtlanması şartıyla, hem yerli hem de yabancı devlet ve devlet dışı tüzel kişiliklerin yanı sıra bireylerin de devlet Başbakan, hem ülkede hem de yurtdışında ikamet eden Kübalıların Küba işletmelerine katılımını teşvik etmek amacıyla tasarlanmış bir Yatırım Programının oluşturulduğunu vurguladı.

Ayrıca tüzel kişiliklerin ve bireylerin mali ve maddi varlıklarının meşru büyümesini tanıyan ve bir kişinin diğerini ayrım gözetmeksizin sömürmesine izin vermeden işçi ve sosyal hakların korunmasını garanti eden bir program olduğunu belirtti.

İktisadi planlama sistemindeki dönüşüme de vurgu yapan Cruz, “kalkınma tasarımına odaklanan, makroekonomik dengelere öncelik veren, yapısal sorunları azaltan ve tüm iktisadi aktörlere politika sinyalleri veren” orta ve uzun vadeli planlamayı iyileştirmenin önemine işaret etti.

Bu kapsamda, devletin kaynakların fiziki tahsisi uygulamasından kademeli olarak uzaklaşarak “piyasa sinyallerine” daha fazla ağırlık verdiği bir mali planlama modeline geçiş yapılacak.

Devlet işletmeleri, piyasa mekanizmaları aracılığıyla üretimleri için girdi, döviz ve diğer kaynaklara merkezi olmayan bir şekilde erişebilecekler.

Devletin görevlendirdiği işler, tedarikçiler ve talep edenler arasındaki sözleşmeye dayalı bir çerçeve aracılığıyla yürütülecek.

Karar verme yetkisi, “mali kapasitelerine ve kaynaklara erişimlerine” göre devlet işletmelerine, ticari şirketlere veya yabancı yatırım firmalarına devredilerek yatırım onayı kapsamı genişletilecek.

Díaz-Canel’in Cumhuriyet Başkanlığı basın ekibiyle paylaştığı açıklamada ise, Fidel’e atıfla, “Karmaşık zamanlarda, kalkınma tutkusundan vazgeçilemez,” denildi.

Ülkenin yaşadığı zorlu dönemlere ve adadan ilerleme kaydetmek, hatta büyüme sağlamak için neler yapılabileceğine işaret eden bir soruyu çıkış noktası olarak alan Devlet Başkanı, mevcut durumu aşmak üzere tasarlanmış çeşitli önlemler hakkında düşüncelerini paylaştı.

Öncelikle, “ABD hükümetinin Küba’ya yönelik, tam bir saldırganlık içeren, tam bir hor görme ve müdahaleci bir nitelik taşıyan politikasının parçası olan çok boyutlu saldırıdan” bahseden Devlet Başkanı, bu politikanın “Kübalıların günlük yaşamlarını zorlaştıran bir etki yarattığını” belirtti ve şunları vurguladı:

“Kübalı erkek ve kadınların yaşamlarının her ayrıntısında, her aile meselesinde, ekonomimizin her alanında, yalnızca bizimki kadar kahramanca bir halkın göğüsleyebileceği son derece karmaşık durumlar var [ve bu halk] hayatta kalabilir ve bunları aşma iradesine sahip olabilir.”

Díaz-Canel, tam da bu konuda, Kübalıların “bunları nasıl aşacakları” hakkında; “bizim bunları nasıl aştığımız” hakkında “konuşmamız gerektiğini” ifade etti.

Ardından, “ABD, bu noktada uyguladıkları tüm bu azami baskıya rağmen Devrimin varlığını sürdürdüğünü ve ülkenin işleyişini devam ettirdiğini kendine affedemiyor ve kendileri de, başarısız bir devlet hakkında bu kadar çok konuştukları ve tekrarladıkları şeylere inanmıyorlar,” dedi.

Öte yandan Küba lideri, Komünist Parti Merkez Komitesi Olağanüstü Plenumu’nun kapanış konuşmasında, “İşe yarayan uygulamalar genişletilecek. İşe yaramayanlar ise gecikmeden düzeltilecek. Sorumluluğu olan herkes bu sorumluluğun hesabını vermek zorunda kalacak ve bir kişi bu dönemin gerekliliklerini yerine getiremediğinde, bunu daha iyi yapabilecek birine sorumlu bir şekilde yerini bırakmalı,” dedi.

Küba’yı direnişe borçlu olduklarını ama bugün direnişin tek başına yeterli olmadığını savunan Díaz-Canel, bu dönemin “dönüşüm geçirmeyi, daha fazla üretim yapmayı, daha fazla engeli ortadan kaldırmayı, daha fazla dinlemeyi, daha iyi kararlar almayı ve hesap verebilir olmayı gerektirdiğini” söyledi.

Küba lider, bu senaryoda, en az beş alanda eşzamanlı olarak ilerleme sağlanmasının gerektiği savundu:

  • Makroekonomik istikrar ve dış gelirlerin yeniden canlandırılması.
  • İktisadi ve Sosyal Modelin dönüştürülmesi.
  • Tarım sektörünün canlandırılması ve yeniden ayağa kaldırılması.
  • Muhasebe ve maliyet yönetiminin güçlendirilmesi.
  • İktisadi ve Sosyal Modelde gerçekleştirilmesi gereken dönüşümlerle ilişkili sosyal maliyetlerin öngörülmesi ve hafifletilmesi.

Buna ek olarak, Çin ve Vietnam gibi diğer ülkelerdeki sosyalist inşanın deneyimleri üzerine bir çalışma yürütüldüğünü belirten Küba lideri, “Referans arayışını derinleştirmek ve önerileri mevcut yasa ve yönetmeliklerimizle karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapay zeka da kullanılmıştır,” dedi.

Küba lideri reformları şöyle savundu:

“Önerdiğimiz dönüşümlerin amacı, sosyalizmi savunmayı ilerletmek, sosyal adaleti desteklemek ve genişletmek, iktisadi zenginlik yaratmak ve bunu adil bir şekilde dağıtmaktır. Zenginlik olmadan dağıtılacak bir şey olmaz; sosyal adaletten sadece soyut bir kavram olarak söz ederiz. Devrim’in tasarladığı sosyal adalet —genel olarak ücretsiz sosyal yardım programları ve projeler yoluyla en dezavantajlı kesimlere yardım etme insancıl misyonuyla— halka hiçbir maliyeti yoktur, fakat devlete bir maliyeti vardır. Ve bunu hayata geçirmek, derinleştirmek, sürdürmek ve korumak için devletin servete ihtiyacı vardır — ve bu serveti kendimiz üretmeliyiz. Servet yoksa sosyal adalet de yoktur ve geri kalan her şey bir masaldır — geri kalan her şey bir masaldır! Ya bu koşullar altında üretim yapar, servet yaratır ve ardından bunu sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle dağıtırız — eşitlikçilikle değil. İşte asıl zorluk budur!”

Díaz-Canel bu nedenle “üretici güçleri serbest bırakmak” gerektiğini; “daha fazla kısıtlama” yerine “daha fazla üretime” yönelmeyi savundu. Küba lideri, “Çünkü arz olmadan uygulanan denetimin faaliyetleri yalnızca kayıt dışı pazara ittiği kanıtlanmıştır,” dedi.

Küba lideri, “Sorunları inkar etmeyeceğiz; bürokrasiyi savunmayacağız; yetenekli kişilere kapımızı kapatmayacağız; savunmasızları yüzüstü bırakmayacağız; ve bu halkın —sapkın emperyalist abluka nedeniyle çektiği— acının, vatanımızın egemenliğine karşı kullanılmasına asla izin vermeyeceğiz,” dedi.

Amerika

OpenAI’dan kurumsal müşterilere veri güvencesi

Yayınlanma

OpenAI, yapay zeka modellerini kullanan kurumsal müşterilerin verilerini saklamama taahhüdünde bulundu. Şirket, bu adımla Claude modelinin geliştiricisi olan rakibi Anthropic’in veri saklama politikasından rahatsızlık duyan şirketleri bünyesine katmayı ve ürün güvenliğini artırmayı hedefliyor.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, yapay zeka modellerini kullanan kurumsal şirketlerin verilerini saklamama taahhüdünde bulunurken ürünlerinin güvenliğini artırmaya yönelik yeni bir adım attı.

Şirket bu hamleyle, Claude modelinin geliştiricisi olan rakibi Anthropic’in kurumsal bilgileri saklama politikasından rahatsızlık duyan müşterileri kendi tarafına çekmeyi hedefliyor.

OpenAI çarşamba günü yaptığı açıklamada, modelleriyle gerçekleştirilen birden fazla etkileşimdeki örüntüleri ve güvenlik risklerini tespit etmeye olanak tanıyan yeni bir teknolojiyi bazı müşterilerinin ön izlemesine açtığını bildirdi.

Şirket bu adımla, etkileşimleri tek tek izleyen ve müşteri verilerinin bir kısmını saklamadan araçların doğru kullanıldığından emin olmayı zorlaştıran önceki yapay zeka güvenlik sistemlerinin ötesine geçmeyi amaçlıyor.

Bu taahhüt, en yeni modellerinin güvenliğini sağlamak gerekçesiyle müşteri verilerini 30 gün boyunca saklayan Anthropic’in politikasıyla tezat oluşturuyor.

Anthropic’in veri saklama uygulaması, Beyaz Saray Yapay Zeka Danışmanı ve girişim sermayedarı David Sacks, Microsoft Üst Yöneticisi Satya Nadella ve Palantir yöneticisi Alex Karp gibi teknoloji dünyasının önde gelen isimlerinin tepkisini çekmişti.

Söz konusu isimler, özellikle sağlık ve finans gibi düzenlemeye tabi sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, yapay zeka firmalarının verilerini saklamadığına dair kesin bir güvenceye ihtiyaç duyduğunu savunmuştu.

OpenAI Ürün Politikası Başkanı Aleah Houze konuya ilişkin olarak, “Şirketlerden bunun ne kadar önemli olduğunu çok net ve yüksek sesle duyduk. Başka kurumlara hizmet veren ve son derece hassas veriler konusunda kendilerine güvenilen kuruluşları düşündüğünüzde, bu şirketlerin kendi müşterilerine verdikleri taahhütler bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu hamle, OpenAI’ın yapay zeka yarışında Anthropic’i yakalama çabasını yansıtırken, araçların siber saldırıları ya da modellerin kontrolden çıkmasından kaynaklanabilecek diğer zararları önleyecek yeterli korumaya sahip olmadığından endişe eden kesimleri yatıştırma amacını da taşıyor.

The Wall Street Journal’ın haberine göre OpenAI, yakın zamanda yatırımcılarına ikinci çeyrek gelir artışının Anthropic’in gerisinde kaldığını bildirmiş ve bu durum bazı hissedarlarda hayal kırıklığına yol açmıştı.

OpenAI, müşteri verilerinin müşterinin denetimindeki altyapıda kalacağını açıkladı.

Şirket ayrıca, verilerin mülkiyeti müşteriye ait şifreli anahtarlarla OpenAI tarafından saklanabileceği bir sistem üzerinde de çalışıyor. Bu sistem sayesinde şirket çalışanları model istemlerini, yanıtları veya diğer hassas bilgileri göremeyecek.

Yeni sistem, model etkinliğine dayanarak bir siber saldırı veya biyolojik silah gibi bir risk tespit ettiğinde OpenAI’a bir sinyal gönderiyor.

Gönderilen bu sinyal, şirket tarafından bir müdahalede bulunulması gerekip gerekmediğini belirlemeye yardımcı oluyor.

Müşteriler alınan kararlara itiraz edebiliyor veya dilerlerse OpenAI ile daha fazla bilgi paylaşabiliyor. OpenAI ise yalnızca riskin ciddiyetini ve kategorisini ayrıntılandıran üst düzey sinyal verisini saklıyor.

Anthropic’in kodlama araçlarını ve gelişmiş modellerini ücret karşılığı kullanan işletmeler nezdindeki popülaritesi şirketi yapay zeka yarışında öne geçirdi. Ancak şirketin bazı politikaları Silikon Vadisi’nde ve Trump yönetiminde tepkiye yol açtı.

David Sacks, haziran ayında yaptığı açıklamada müşteri verilerinin saklanmasının “yapay zekada yeni bir imtiyazlılar ve imtiyazsızlar sınıfı yarattığını” ve araçları kullanan yazılım geliştiricileri arasında öfkeye neden olduğunu söylemişti.

Bu konu, kullanıcıların modellerin davranışını belirleyen sayısal parametreleri indirmesine izin veren açık ağırlıklı modeller hakkındaki tartışmalarla da bağlantılı.

Çin menşeli olanlar da dahil olmak üzere birçok teknoloji şirketi bu tür modelleri destekledi ve Trump yönetiminden bunlara kısıtlama getirmemesini istedi.

Anthropic ise bu araçların, en güçlü kapalı modellerle aynı güvenlik önlemlerine genellikle sahip olmaması nedeniyle güvenlik riskleri barındırdığı uyarısında bulundu.

En güçlü araçları kapalı model niteliği taşıyan OpenAI, yakın zamanda açık ağırlıklı modelleri destekleyen bir sektör mektubuna imza attı ve bu tür modellerden bazılarını kendisi de geliştiriyor.

Şirket öte yandan, ABD’li şirketlerin kaydettiği ilerlemeleri “damıtma” (distillation) adı verilen bir süreçle haksız biçimde kullanmakla suçlanan Çinli açık ağırlıklı model sağlayıcılarına yönelik olası kısıtlamalar konusunda hükümet yetkilileriyle görüşmeler yürüttü.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”e karşı vergi düzenlemesi hazırlığında

Yayınlanma

Trump yönetimi, “yasadışı göçmenler”in ve bazı diğer vatandaş olmayan kişilerin dört önemli federal vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarından yararlanmasını engelleyecek yeni kurallar önerdi.

Beyaz Saray, bu adımın vergi mükelleflerine 2,6 milyar dolara kadar tasarruf sağlayabileceğini belirtiyor.

Hazine Bakanlığı ve İç Gelir İdaresi (IRS) tarafından önerilen düzenlemeler, Hazine Bakanlığı’nın basın açıklamasına göre, çocuk vergi kredisi, kazançlı gelir vergi kredisi, evlat edinme vergi kredisi ve Amerikan fırsat vergi kredisinin iade edilebilir kısımlarına uygulanacak.

Basın açıklamasına göre, öneri kapsamında yalnızca ABD vatandaşları, ABD uyruklular ve yasaya göre federal yardımlardan yararlanma hakkı bulunan belirli göçmenler, iade edilebilir ödemeleri almaya hak kazanacak.

Hazine Bakanı Scott Bessent basın açıklamasında şunları söyledi:

“Başkan Trump döneminde, yasadışı göçmenlerin vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen yardımlardan yararlanma günleri sona erdi. Federal yasa açıktır ve Hazine Bakanlığı bunu uygulamaktadır. Amerikalı vergi mükellefleri, yasalar gereği bu yardımlardan yararlanması yasak olan kişilere ödenen yardımların faturasını ödemek zorunda bırakılmamalıdır.”

Bessent, bu düzenlemelerin “suistimali sona erdireceğini, vergi sisteminin bütünlüğünü koruyacağını ve Amerikalıları öncelikli kılacağını” da sözlerine ekledi.

Yönetmelik, 1996 tarihli Kişisel Sorumluluk ve Çalışma Fırsatı Uzlaşma Yasası’nı iade edilebilir vergi kredilerine uygulamayı amaçlıyor.

Önerilen kurallara göre, şartları karşılamayan göçmenler, ödenmesi gereken federal gelir vergisi tutarını düşürmek için vergi kredisinden yararlanmaya devam edebilecek fakat kalan tutarı nakit iade olarak alamayacak.

Yönetim, tahminlerine göre bu kuralın 2026 yılında 200.000 ila 700.000 vergi mükellefinin bu iadelerden yararlanamaz hale gelmesine yol açacağını ve vergi mükelleflerine tahmini 700 milyon ila 2,6 milyar dolar tasarruf sağlayacağını belirtiyor.

IRS İcra Kurulu Başkanı Frank Bisignano basın açıklamasında şunları söyledi:

“Kazanılmış Gelir Vergisi Kredisi (EITC) gibi iade edilebilir vergi kredileri, düşük ve orta gelirli Amerikan ailelerinin ve çalışanların hayati öneme sahip mali destek almasına yardımcı olmak amacıyla yürürlüğe konmuştur. Bugün önerilen düzenlemeler, federal fonlarla sağlanan yardımların uygun vergi mükelleflerine ayrılmasını garanti altına alıyor ve her bir vergi mükellefi dolarının bütünlüğünü koruyor.”

CNBC’ye göre, öneriye ilişkin 45 günlük bir kamuoyu görüş alma süreci bulunuyor ve yönetmeliğin kesinleşmesi öncesinde 14 Ekim’de bir kamuya açık duruşma düzenlenecek.

Yönetmelik kesinleşirse, bu kurallar nihai yönetmeliğin yayınlandığı tarihte veya bu tarihten sonra sona eren vergi yılları için geçerli olacak.

Okumaya Devam Et

Amerika

Steve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı

Yayınlanma

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın kurduğu NeXT şirketiyle gizli bir sözleşme imzaladığı ortaya çıktı. The Wall Street Journal’ın haberine göre uydu istihbaratı için verilen yıllık 20 bin bilgisayarlık sipariş şirketi iflastan kurtararak Jobs’ın Apple’a dönmesinin önünü açtı.

CIA çalışanlarının 1980’li yılların ortasında Steve Jobs’ın şirketi NeXT ile imzaladığı gizli sözleşmenin, girişimcinin işini iflastan kurtardığı ve nihayetinde Apple’a dönmesini sağladığı ortaya çıktı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre istihbarat teşkilatı, uydu istihbaratı amacıyla 20 bin iş istasyonu sipariş ederek şirketin ayakta kalmasını sağladı ve Jobs bu sözleşme sayesinde Apple’ın yönetimini yeniden ele geçirerek şirketi küresel bir başarıya taşıdı.

Gazetenin aktardığı bilgilere göre Joe Romello ve Jeff Harris, CIA bünyesinde uydu istihbaratının geliştirilmesine yönelik yürütülen gizli “Program B” kapsamında görev yapıyordu.

İki görevli, 1985 yılında Apple’dan kovulduktan sonra yeni şirketini kuran Jobs’ın istihbarat camiasına hayati teknolojiler sağlama konusunda yardımcı olabileceğini düşündü.

Bu sürecin sonunda Romello, New York’ta Jobs ile bir araya gelerek adı açıklanmayan bir müşteri için Motorola üretimi daha hızlı bir çip ile Intel üretimi özel bir grafik kartı içeren iki modifikasyona sahip, yılda 20 bin adet NeXT iş istasyonu satın almayı teklif etti.

WSJ’nin haberinde NeXT’in o dönemde acil satışa ihtiyaç duyduğu kaydedildi. Bilgisayarların pahalı olması ve alıcıların büyük bölümü için erişilemez kalması nedeniyle üniversitelere yapılan satışlar beklenen geliri getirmiyordu.

CIA ile yapılan sözleşme neredeyse hiç kimse tarafından bilinmiyordu. NeXT resmi olarak ESL şirketiyle ortaklık yaptığını açıklarken hükümet kanadında bu alım Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) üzerinden kayıtlara geçiriliyordu.

Söz konusu bilgisayarlar işaretsiz kamyonlara yüklenerek modifiye çip ve grafik kartlarının takılması amacıyla CIA’in paravan bir şirketine naklediliyordu.

Buradan Moffett Field askeri üssüne gönderilen cihazlar, C-5 nakliye uçaklarıyla Ulusal Keşif Ofisine (NRO) ulaştırılıyordu.

NRO analistleri, NeXTcube bilgisayarlarını birlik hareketlerini ve füze silosu inşaatlarını takip etmek amacıyla uydu fotoğraflarını taramak için kullandı. Bilgisayarlar aynı zamanda milletvekilleri ve başkan için video ile görsel içeren brifinglerin hazırlanmasına ve iletilmesine de olanak tanıdı.

Romello, NeXT bilgisayarları sayesinde istihbarat verilerinin dünyanın dört bir yanındaki komutanlara aktarılmaya başlandığını ve komutanların bilgileri “neredeyse gerçek zamanlı olarak kendi gözleriyle” yorumlama imkanına kavuştuğunu belirtti.

Romello’ya göre bu durum yeni bilgisayarların “öngörülemeyen en büyük sonucu” oldu ve CIA’in merkezi istihbarat kültürüne meydan okudu.

Apple, 1996 yılında NeXT’i satın aldığını duyurdu ve böylece Jobs kurucuları arasında yer aldığı şirkete geri döndü. Birkaç yıl sonra tüm şirketin kontrolünü yeniden eline alan Jobs’ın NeXT döneminde geliştirilen NEXTSTEP işletim sistemi, Mac’ten iPhone’a kadar uzanan Apple ürünlerinin temelini oluşturdu.

İstihbarat teşkilatlarıyla çalışmanın Jobs’a önemli bir zaman kazandırdığını belirten Dyne Ering, bu sürecin Jobs’a “işini güçlendirmesi ve geliştirmesi; hissedarlara ve piyasaya yalnızca şanslı ve satış yapmayı bilen biri değil, gerçek bir iş lideri olduğunu kanıtlaması için beş yıl daha” verdiğini söyledi.

Ering, NeXT bünyesinde Jobs ile çalışmak amacıyla 1990 yılında istihbarat dünyasından ayrılmıştı.

Ering değerlendirmesinde, “Dolayısıyla Steve’in olgunlaşmasına katkı sunan NRO olmasaydı, şirketi krizden çıkaran bir genel müdür olarak Apple’ın yönetimine geri dönemezdi” ifadelerini kullandı.

Pankreas kanseriyle mücadele eden Jobs, 5 Ekim 2011’de yaşamını yitirdi. Bu tarihte Apple yaklaşık 350 milyar dolarlık marka değeriyle dünyanın en değerli şirketi konumuna yükselmişti.

Apple, Ocak 2022’de ise piyasa değeri 3 trilyon doları aşan dünyadaki ilk şirket oldu.

Fortune dergisi daha önce Steve Jobs’ın işe alımlarda “bira testi” adını verdiği geleneksel olmayan bir karar alma yöntemi uyguladığını yazmıştı.

Jobs, bu yönteme göre test sonrasında adayla birlikte bir şeyler içmek istemiyorsa o kişiyi işe almıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English