Bizi Takip Edin

Rusya

Putin’den Afrikalı liderlere: Kiev’in ileride başka mutabakatları reddetmeyeceğinin garantisi nedir?

Avatar photo

Yayınlanma

Ukrayna çatışmasında arabuluculuk turundaki Afrika liderleri, Zambiya Devlet Başkanı Hakainde Hichilema, Afrika Birliği Başkanı ve Komor Adaları Devlet Başkanı Azali Assoumani, Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, Senegal Devlet Başkanı Macky Sall, Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli, Kongo Devlet Bakanı ve Kabine Başkanı Florent Ntsiba, Uganda Başkanı Özel Yetkili Temsilcisi Ruhakana Rugunda, bir önceki gün Kiev’deki görüşmelerin ardından dün de St. Petersburg’da Putin ile görüştüler. Görüşmenin neredeyse tamamı basına açık geçti. Ramaphosa, heyetin pozisyonunu 10 madde halinde özetledi. Buna göre:

1) Barış arayışı içinde geldik; girişimimiz bu yöndeki “büyük oyuncuların” tekliflerine alternatif değildir.

2) Savaşın derhal bitirilmesi, çatışmanın görüşme ve diplomasi yoluyla sona erdirilmesi gerekli. “Savaş ebediyen süremez.” Savaş Afrika kıtasında ve dünyanın başka pek çok ülkesinde olumsuz sonuçlar yaratıyor: enerji fiyatlarından gübre ve gıda mamullerine kadar fiyatların yükselmesi savaşın sonucu.

3) Çatışan her iki tarafın da gerilimi düşürmesi görüşmelere yardım edecek.

4) BM Şartı temelinde ülkelerin egemenliğini tanıyoruz. (Ramaphosa, Ukrayna’nın adını anmadan genelleme yaptı.)

5) “Bütün ülkelerin güvenlik garantisine ihtiyacı vardır. Bu meseleyi bütün taraflar gündeme getirdi. Bütün taraflar belli garantiler istiyorlar, biz de onlarla mutabıkız.”

6) Karadeniz üzerinden hububat nakliyesinin açılması, engellerin kaldırılması.

7) Çatışma yüzünden muhtaç duruma düşmüş olanlara insani yardım.

8) Her iki tarafın savaş esirlerinin serbest bırakılması.

9) Çatışmanın ardından yeniden imar.

10) Afrikalı liderlerin inisiyatifinin savaşın bitirilmesine yönelik belli bir çalışmanın başlangıcı olması.

Putin, Afrikalı liderlere cevap olarak uzun bir konuşma yaptı. En önemli yerleri sayılabilecek bir bölümünü eksiksiz çevirmek gerek, zira bunlar, bir entelektüel-diplomatik üslubu da fazlasıyla yansıtıyor ve bu üslup, Rusya’nın dış ilişkilerinde başarı kazanmasının vasıtalarından biri.

Konuşmada özellikle geçen yıl İstanbul görüşmelerinde tarafların parafe ettiği metne yapılan gönderme, Rusya’nın arabulucular karşısındaki diplomatik elini güçlendiriyor. Putin söz konusu taslak belgeyi gösterirken Afrikalı liderlerin yüz ifadeleri, buna tanıklık ediyor. Ama sorun şu ki Kiev rejiminin diplomatik elini zayıflatıyor değil, çünkü rejim zaten diplomasiyi bütünüyle işlevsiz kılmayı amaç edinmiş durumda. İlk defa sabık Britanya başbakanı Boris Johnson’un formüle ettiği, troykanın Rusya’ya karşı Ukrayna’da “son Ukraynalıya varıncaya kadar” savaşması “konsepti” işlemeye devam ediyor.

Yeri gelmişken, Putin parafe edilmiş taslak anlaşmanın ayrıntılarına girmedi gerçi, ama kameralar karşısına çıkan sayfada Rusya’nın çatışmanın en başındaki hedeflerinden demilitarizasyonun aslında Kiev rejimi tarafından ilkesel olarak kabul edildiğini ve bu çerçevede pazarlık yapıldığını gösteren veriler var. Zor okunuyor gerçi, ama gene de çevirmeye değer.

“Ek 1”. Başlık: “Barış zamanında Ukrayna silahlı kuvvetlerinin askeri yapısında bulunan personel bileşeninin, silahların ve askeri araçların üst sınırı”. Rusya’nın pozisyonu italik, Kiev rejiminin pozisyonu kalın harflerle yazılmış. Ukrayna silahlı kuvvetlerinin sayısı Ukrayna’ya göre 250 bini aşmaz, Rusya’ya göre 85 binin altında. Milli muhafızların sayısı Rusya’ya göre 15 binin altında, Ukrayna tarafı görüş belirtmemiş olmalı ki onların talebi yazılı değil. Tank sayısı: Ukrayna’nın talebi 800, Rusya’nın talebi 342. Zırhlı piyade aracı: Ukrayna’nın talebi 2400, Rusya’nın talebi 1029. Top: Ukrayna’nın talebi 1900, Rusya’nın talebi 519. Çok namlulu roketatar: Ukrayna’nın talebi 600, Rusya’nın talebi 96. PTİ (?): Ukrayna’nın talebi 380, Rusya’nın talebi 96. Havan: Ukrayna’nın talebi 1080, Rusya’nın talebi 147. Tanksavar füze bataryaları: Ukrayna’nın talebi 2000, Rusya’nın talebi 333. Hava savunma bataryaları: Ukrayna’nın talebi 200, Rusya’nın talebi 190.

Liste böyle devam ediyor.

Aynı şekilde, Putin konuşmasında hububat anlaşmasının Afrika ülkelerine yardımcı olduğu iddiasını somut rakamlarla çürütüyor. Burada bizim açımızdan en dikkat çekici veri, Karadeniz koridorundan çıkarılan 38,9 milyon ton Ukrayna hububatından 3,49 milyon tonunu Türkiye’nin aldığı vurgusu. Genel ve teorik açıdan en dikkat çekici veri ise AB ve ABD’nin pandemi dönemindeki krizi para emisyonunu muazzam ölçeklerde artırarak “gelişmekte olan ülkelere” ihraç ettiği vurgusu. Bu, genel marksist emperyalizm analizlerindeki “emperyalizm krizini ihraç eder” yaklaşımının bir tür doğrulaması.

* * *

Birincisi. İyi bildiğinize eminim, Ukrayna’daki bütün problemler 2014’te Ukrayna’da yapılan anayasa dışı silahlı ve kanlı darbeden sonra başladı. Bu darbe batılı sponsorlar tarafından desteklendi. Üstelik bunlar, bu konuda konuşmaktan da sakınmıyorlar ve sakınmadılar. Bu darbenin hazırlanması ve gerçekleştirilmesi için harcadıkları miktarı bile söylediler. Ve bu, darbe, Kiev’de bugün hâkim olanların iktidarının kaynağıdır. Birincisi bu.

İkincisi. Bu darbeden sonra Ukrayna halkının bir kısmı bu darbeyi desteklemedi ve bu bölgelerin halkının bu olay neticesinde iktidara gelen kimselere boyun eğmeyeceğini açıkladı. Rusya bu insanları desteklemeye mecburdu, çünkü bu topraklarla tarihi bağlarımız, bu topraklarda yaşamakta olan insanlarla kültürel-dilsel bağlarımız var.

Uzun zaman Ukrayna’daki durumu barışçıl vasıtalarla düzeltmek hedefini güttük. Eğer duyduysanız, mutlaka duymuşsunuzdur bununla ilgili bir şeyler, Belarus’un başkenti Minsk’te çatışan taraflar arasında mutabakatlar imzalandı. Böylelikle Minsk çözüm süreci başladı.

Anlaşıldı ki batılı ülkeler ve Kiev’de iktidarı almış olan yetkililer bizi boş vaatlerle aldattılar, sonra açıktan açığa, barış mutabakatlarımıza bağlı kalmayacaklarını da açıkladılar ve fiilen bu barış sürecinden ayrıldılar.

Saygıdeğer dostlar, Rusya tam bunun ardından sekiz yıl boyunca tanımamış olduğumuz, Ukrayna topraklarında meydana gelmiş bağımsız devletleri, Lugansk Halk Cumhuriyeti ve Donetsk Halk Cumhuriyeti’ni tanımaya mecbur kaldı.

Şimdi bu meselenin uluslararası hukuk tarafına değineceğim. Soru şu: bu toprakların bağımsızlığını tanımaya hakkımız var mı? BM Şartı’na tamamen uygun olarak buna hakkımız var, çünkü, BM Şartı’nın ilgili maddeleri rehber edinilirse bu toprakların da bağımsızlıklarını ilan etmeye hakkı var. Demek ki tanıma hakkımız doğdu, biz de bunu yaptık.

Sonra, onlarla dostluk ve karşılıklı işbirliği anlaşmasının imzalanmasının ardından, BM Şartı’na tamamen uygun olarak bu desteği onlara verme hakkımız da vardı. Çünkü Kiev rejimi bu problemi silahla çözmek için pek çok girişimde bulunmuştu ve esasen de 2014’te bu barışçıl yurttaşlara karşı hava kuvvetlerini, tankları ve topçuları kullanarak askeri harekâtlara başlamıştı. Bizim de meşru müdafaaya gönderme yapan BM Şartı 51’inci maddesine uygun olarak onlara yardımca bulunma hakkımız vardı.

Bu nedenle, saygıdeğer meslektaşlarım, şu an serimlediğim bu mantık, benim görüşüme göre ve meslektaşlarımın, uzmanların görüşüne göre, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Örgütü Şartı açısından kusursuzdur. Bu, birinci bölüm.

Hepimizi endişelendiren ikinci bölüm ise dünya ekonomisiyle, gıdayla, onunla ilişkili her şeyle, enflasyonla vb. ilgili.

Şuna dikkatinizi çekerim: dünya gıda pazarındaki kriz hiç de Rusya’nın Ukrayna’daki özel askeri harekâtının sonucu değildir. Kriz, Ukrayna’daki durumdan çok önce meydana gelmeye başladı ve batılı ülkelerin, hem Birleşik Devletler’in hem de Avrupa ülkelerinin koronavirüs enfeksiyonu epidemisiyle ilişkili kendi problemlerini çözmek için temelsiz, iktisadi açıdan haklı görülemeyecek emisyonlara girişmeye başlaması sonucunda ortaya çıktı.

Esasen devasa emisyonlar yaparken (bence ABD’de bu 10 trilyon dolar kadar, Avrupa’da ise 5 trilyon avro civarında bir şey) bu ülkeler dünya pazarından bütün gıda mamullerini kendi yararlarına bir elektrikli süpürge gibi çektiler; bunu yaparken kendi tekel pozisyonlarını kötüye kullandılar ve gelişmekte olan ülkeleri dezavantajlı bir duruma soktular. Ayrıntılarına girmeyeceğim, ama bu, bizdeki deyimle, tıbbi bir vakıa, açık bir şey.

Şimdi de hububat anlaşması konusunda. Evet, elbette, her şeye rağmen, Ukrayna topraklarındaki çatışmayla ve Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmayla ilişkili her tür probleme rağmen gelişmekte olan ülkelerin, bu bağlamda gıdaya ihtiyaç duyan Afrika ülkelerinin de bunun acısını çekmemesi gerektiğini anlıyoruz.

Biz, Ukrayna hububatının dünya pazarlarına sunulmasının fakirlik ve açlık problemini çözmekte olduğunu düşünmüyoruz. Hayır, öyle değil. Dahası biz, BM Genel Sekreteri Guterres’in tekliflerini kabul ettik ve, kendisinin o zaman dediği gibi, Ukrayna hububatının öncelikle Afrika’nın en fakir ülkelerine sevkiyatının temin edilmesi için de her şeyi yaptık. Biz bunu kabul ettik.

Peki sonuçlar nedir, saygıdeğer bayanlar ve baylar? İzninizle sayıları dile getireceğim. Sayılar kuru, duygusuz şeylerdir.

15 Haziran itibariyle Ukrayna limanlarından bizim ve Türkiye’nin katkısıyla (Türkiye Cumhurbaşkanı bunun için pek çok şey yaptı) 31,7 milyon ton zirai ürün çıkartıldı. 31, milyon ton, az değil.

Muhtaç Afrika ülkelerine, bunlar Cibuti, Somali, Sudan, Libya, Etiyopya, bu 31,7 milyondan 976 bin ton gönderildi. Bu, saygıdeğer bayanlar ve baylar, değerli dostlar, hepsi topu yüzde 3,1’dir. Bu yeni sömürgeci iktidarlar, Avrupa’dakiler, ama esasen Amerikalılar, uluslararası toplumu ve Afrika’nın muhtaç ülkelerini bir kez daha aldattılar: 31,7 milyon ton çıktı ve bunun sadece yüzde 3’ü muhtaç Afrika ülkelerine taşındı.

Bu bir aldatma değil mi? Yüzyıllardır bütün dünyaya yalan söylemeye alışmışlar, bugün de buna devam ediyorlar. Bu arada AB devletlerine yüzde 38,9, 12,3 milyon ton; Türkiye’ye yüzde 11, geri kalanı da başka ülkelere.

Bu nedenle, buna dikkatinizi çekerim: Ukrayna hububatının dünya pazarına sevkiyatı gıdaya muhtaç Afrika ülkelerinin problemlerini çözmüyor. Buna tekrar döneceğim.

Şimdi görüşmeler konusu.

Saygıdeğer Başkan Ramaphosa! Değerli dostlar!

Rusya asla görüşmeleri geri çevirmedi. Dikkatinizi şuna çekmek isterim: gene Başkan Erdoğan’ın katkısıyla, bildiğiniz gibi, Türkiye’de, Rusya ve Ukrayna arasında, güven artırıcı tedbirler (bunlardan bahsettiniz) ve bizatihi anlaşma metninin hazırlanmasına yönelik bir dizi görüşme yapıldı. Ukrayna tarafıyla bu anlaşmanın gizli bir nitelik taşıyacağına dair anlaşmamız olmadı, ama hiçbir zaman açıkça sunmadık, yorumlamadık da.

Bu anlaşma taslağı Kiev’den gelen görüşme grubunun başkanı tarafından parafe edildi; buraya kendi imzasını koydu. İşte, taslak burada. Adı da şöyle: “Ukrayna’nın devamlı tarafsızlığı ve güvenlik garantileri anlaşması”. Tam da sizin, saygıdeğer dostum Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı, sözünü ettiğiniz garantilerle ilgili. 18 madde.

Dahası, bunun ekleri de var. Bunlar, biliyorsunuz (şu an bile bunun üzerine konuşmayacağım), bunlar silahlı kuvvetlerle ilgili, başka şeylerle ilgili. Her şey yazılı: askeri araçların sayısına ve silahlı kuvvetlerin personel bileşimine kadar. İşte bu belge, bu Kiev heyeti tarafından parafe edildi. İmza da duruyor.

Ama biz, söz verdiğimiz gibi, birliklerimizi Kiev’den çektikten sonra Kiev’deki yetkililer, efendilerinin hep yaptığı gibi bütün bunları tarihin çöplüğüne attılar. Düzgün olsun diye böyle söyleyelim, entelektüel bir şekilde ifade etmeye çalışacağım. Bunu reddettiler. Peki nerede, ileride de başka bir takım mutabakatları reddetmeyeceklerinin garantisi? Ama biz bu şartlarda görüşmeler yürütmeyi hiçbir zaman reddetmedik.

Değerli dostlar!

Hiçbir görüşme yürütmeyeceğini ilan eden biz değiliz, Ukrayna yönetimidir. Dahası, Ukrayna’nın mevcut başkanı, bu görüşmeleri yürütmeyi yasaklayan bir kararname de imzaladı. Bu nedenle, kaygınızı anlıyorum, paylaşıyorum ve hiç kuşkusuz her tür teklifinizi mülahaza etmeye hazırız. Ama görüşmeleri reddeden biz değiliz, Ukrayna tarafı reddetti, kararname bile çıkardı. Bizden ne istiyorlar?

Rusya

Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Yayınlanma

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.

Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.

2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.

Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.

Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.

Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.

Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.

Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.

Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.

Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.

Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.

Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.

Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.

Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.

Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.

Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.

Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Duma yeni döneme başladı: Putin’den sosyal taahhüt ve kalite vurgusu

Yayınlanma

Rusya Devlet Duması dokuzuncu yasama dönemine başlarken Vladimir Putin milletvekillerinden sosyal vaatlerin karşılanmasını ve yasa kalitesinin korunmasını istedi. Seçimlerde 349 sandalye ile anayasal çoğunluğu koruyan Birleşik Rusya’nın yanı sıra dört parti daha meclise girdi. Putin genel kurulun ardından Kremlin’de parlamento temsilcilerini kabul etti.

Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, dokuzuncu yasama döneminin ilk genel kurul toplantısını gerçekleştirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, genel kurula hitabında milletvekillerine seslenerek seçmenlerin güvenini boşa çıkarmama ve vatandaşlara yönelik sosyal taahhütleri eksiksiz yerine getirme çağrısı yaptı.

Putin, devletin temel kalkınma alanlarında öncü konuma ulaşması için kamu kurumlarının mevzuatı geliştirmek üzere eş güdüm içinde çalışması gerektiğini söyledi.

Hızlı teknolojik dönüşüm çağında Rusya’nın bu tür değişimlerin ön saflarında yer alması gerektiğini savunan Putin, ülkenin bunun için gereken olanaklara, birikime ve iç kaynaklara sahip olduğunu dile getirdi.

Devlet Duması’nın hükümet, bölgesel parlamentolar ve uzman çevrelerle ortaklık temelinde çalışacağını belirten Rus lider, anayasal çoğunluğu elde eden Birleşik Rusya partisinin diğer gruplarla ilişkilerinde demokratik ilkelere bağlı kalacağına inandığını kaydetti.

Milletvekillerinin öncelikli görevleri arasında demografi ve ailelerin refah düzeyini yükseltme hedeflerini öne çıkaran Putin, bütçe hazırlıklarında kalıcı ekonomik büyüme ile yeni yatırım döngüsünün esas alınmasını istedi.

Yasa yapım sürecinde farklı görüşlerin ve toplumun taleplerinin gözetilmesi gerektiğini belirten Putin, “Süreler elbette mühim, hiçbir şeyi geciktirmemek gerekir. Ancak her yasanın niteliği ve işlerliği bundan da mühimdir” dedi.

18-20 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen Devlet Duması seçimlerinin kesin sonuçlarına göre, yüzde 5’lik seçim barajını beş parti aştı.

Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre Birleşik Rusya 349 sandalye kazanırken, Rusya Federasyonu Komünist Partisi (KPRF) 37, Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) 23, Yeni İnsanlar 19, Adil Rusya ise 17 milletvekilliği elde etti. Tek sandalyeli seçim bölgelerinden gelen dört bağımsız aday ile Rodina partisinden bir temsilci de meclise girdi.

Putin, genel kurulun ardından mecliste temsil edilen siyasi partilerin yöneticileriyle Kremlin’de bir araya geldi. Toplantıya Devlet Duması Başkanlığı görevine yeniden aday gösterilen Vyaçeslav Volodin, Birleşik Rusya Genel Başkanı Dmitriy Medvedev, KPRF lideri Gennadiy Zyuganov, LDPR Genel Başkanı Leonid Slutskiy, Yeni İnsanlar Genel Başkan Yardımcısı Vladislav Davankov ve Adil Rusya Birinci Genel Başkan Yardımcısı Aleksandr Babakov katıldı.

Görüşmede seçim sürecini değerlendiren Putin, seçim komisyonlarının sınır bölgelerinde ve çatışma şartlarında görev yaptığını belirterek, üç günlük oylama yöntemi ile elektronik sistemlerin katılımı kolaylaştırdığını ve sandığa giden on milyonlarca seçmenin sonuçlara tartışmasız meşruiyet sağladığını söyledi.

Toplantıda söz alan KPRF lideri Zyuganov, partinin Devlet Başkanı ve Başkomutanın talimatlarını yerine getireceğini ifade etti.

Sandalye sayısını artıran LDPR’nin Genel Başkanı Slutskiy, 2021 seçimlerine kıyasla 2 milyon daha fazla oy aldıklarını ve askeri harekat katılımcılarına destek sağlayacaklarını kaydetti.

Adil Rusya temsilcisi Babakov meclisteki diyalog zeminini överken, Yeni İnsanlar temsilcisi Davankov katılım oranının neredeyse yüzde 60 düzeyine ulaştığını vurguladı.

Birleşik Rusya lideri Medvedev ise oylamayı sabote etme girişimlerinin ters teptiğini öne sürerek, 2032 yılına kadar ilhak edilen bölgelerin kalkınma düzeyini ülke geneline ulaştırmayı hedeflediklerini belirtti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Hindistan, Rus petrolü yerine pahalı tedarikçilere yöneliyor

Yayınlanma

Çin’in artan talebi ve azalan ihracat nedeniyle Hindistan’a Rus petrolü sevkiyatının sonbaharda daha da düşmesi bekleniyor. Hint rafinerileri eylül ayında nisan sonrasının en düşük alım seviyesini görürken BAE, Irak ve Angola’dan daha pahalı alternatiflere yöneliyor.

Hindistan’daki petrol rafinerileri, Rusya’nın ihracatındaki düşüş ve Çin ile yaşanan rekabet nedeniyle ekim ve kasım aylarında Rus petrolü sevkiyatının daha da azalmasını bekliyor.

Reuters haber ajansının kaynaklara dayandırdığı habere göre, yaşanan bu daralma ülkeyi yıl sonuna kadar daha pahalı alternatiflere yönelmeye zorlayacak.

Hindistan, 2022 yılından bu yana Rusya’nın Urals petrolünün en büyük alıcısı konumundaydı.

Ancak dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı Çin, İran ile yaşanan savaş ortamında Ortadoğu’dan gelen sevkiyatın azalması üzerine son aylarda Rusya’dan alımlarını artırmaya başladı. Bu da, bazı Hint rafinerilerinin yeterli miktarda Rus yakıtı temin edememesine yol açıyor.

Ajansa konuşan kaynaklardan biri, “Çin’den gelen talep gerçekten çok yüksekti. Kargo yüklemelerini önceden rezerve etmeye ve Hint rafinerilerine kıyasla daha yüksek fiyatlar ödemeye hazırdılar” dedi.

Analiz şirketi Kpler verilerine göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan petrol sevkiyatı eylül ayında günlük yaklaşık 1,75 milyon varile gerileyerek nisan ayından bu yana en düşük seviyesine indi.

Dünyanın üçüncü en büyük petrol ithalatçısı Hindistan’ın ithalatı, temmuz ayındaki günlük 2,79 milyon varil düzeyinden ağustos ayında 1,87 milyon varile düşmüştü.

Sevkiyatın azalması üzerine Hint rafinerileri Birleşik Arap Emirlikleri’nden Murban, Irak’tan Basra ve Angola menşeli yakıtları alarak daha pahalı tedarikçilere yönelmek zorunda kaldı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov ise Moskova’nın Güney Asya ülkesine gereksinim duyduğu kadar petrol sağlamaya hazır olduğunu söyledi.

Alipov, “Hindistan’a ne kadar gerekiyorsa o kadar petrol sağlamaya hazır olduğumuzu kamuoyu önünde defalarca dile getirdik” ifadesini kullandı.

Reuters, Kpler verilerine dayanarak Çin’in Rus petrolü için yürüttüğü rekabeti artırarak Hindistan’ı geride bıraktığını kaydetti. Çin daha önce ağırlıklı olarak Rusya’nın Asya limanlarından ESPO türü petrol alırken, Avrupa limanlarından yapılan ve çoğunlukla Urals türünü içeren sevkiyatın payı yüzde 31’e yükseldi.

Ajans ayrıca ağustos ayında Rus Urals petrolünün mayıstan bu yana ilk kez Brent göstergesine kıyasla primli satıldığını aktarmıştı.

Bloomberg ise Hindistan devletine ait petrol rafinerilerinin, Basra Körfezi bölgesinden gelen sevkiyatta yaşanan aksamalar nedeniyle 2027 yılı yıllık sözleşmeleri kapsamında ABD’den sıvılaştırılmış petrol gazı alımını yüzde 25’ten fazla artırmayı planladığını bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English