Avrupa
İngiltere’de ‘altın vize’ reformu kabineyi ikiye böldü

İngiltere’de hükümet, ekonomik büyümeyi ve yatırımları teşvik etmek amacıyla 2022 yılında yolsuzluk endişeleriyle iptal edilen “altın vize” programını yeniden hayata geçirmeyi planlıyor. Ancak zengin yabancılara yönelik bu hızlandırılmış vatandaşlık ve oturum programı, kabinede güvenlik ve ekonomik yarar ekseninde derin görüş ayrılıklarına yol açtı.
İngiltere’de hükümet yetkilileri, ülkeye büyük ölçekli yabancı sermaye çekmek amacıyla geçmişte yürürlükte olan ve “altın vize” olarak bilinen yatırımcı vizesi programını farklı bir formatta yeniden hayata geçirmeyi tartışıyor.
Financial Times gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hazırlıkları süren yeni taslak, İngiliz şirketlerine en az 5 milyon sterlin (yaklaşık 5,8 milyon euro) yatırım yapan varlıklı kişilere üç yıl içinde kalıcı oturum izni, beş yıl içinde ise vatandaşlık hakkı tanınmasını öngörüyor.
Londra yönetimi, 2008 yılından bu yana yürürlükte olan ve “Tier 1” olarak adlandırılan eski altın vize programını, yasa dışı yollardan elde edilen kaynakların ülkeye girişine zemin hazırladığı gerekçesiyle Şubat 2022’de sonlandırmıştı.
Eski program kapsamında, İngiltere ekonomisine asgari 2 milyon sterlin yatırım yapan yabancılara hızlı oturum ve vatandaşlık imkanı sunuluyordu. 2008-2015 yılları arasında toplam 6 bin 312 kişi bu haktan yararlandı.
Dönemin İçişleri Bakanı Suella Braverman, 2023 yılının başında yaptığı bir açıklamada, yatırım karşılığında İngiliz vizesi alan iş insanlarından onunun, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesinin ardından uygulamaya konulan yaptırım listelerinde yer aldığını duyurmuş, ancak bu kişilerin isimlerini açıklamamıştı.
Kabinede görüş ayrılıkları yaşanıyor
Yatırımcı vizesinin daha sıkı denetim mekanizmalarıyla geri getirilmesi fikri, hükümet içerisinde görüş ayrılıklarına neden oldu.
Hükümet bünyesinde kurulan ve nitelikli insan gücü ile sermayeyi ülkeye çekmeyi hedefleyen bir çalışma grubu, konuyu değerlendirmek üzere 10 Haziran tarihinde basına kapalı bir toplantı gerçekleştirdi.
İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle, kabine üyeleriyle yaptığı görüşmelerde, İngiltere’nin küresel ölçekte nitelikli isimleri ve sermayeyi çekebilmek adına “çetin bir mücadele” içinde yer aldığını belirtti.
Yeni bir vize mekanizmasının kurulabileceğini ifade eden Kyle, bu yapının “oligarkların eşleri ve dolandırıcılar” tarafından istismar edilmesinin önüne geçilebileceğini kaydetti.
Kyle’ın yakın çalışma çevresinden bir kaynak, Bakan’ın, İngiltere’ye gerçek anlamda yatırım yapmak isteyen ve büyük bir servete sahip olan kişilerle toplumsal bir sözleşme temelinde yeni bir sistem tasarlanabileceğine inandığını aktardı.
Öte yandan, İçişleri Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı yetkilileri bu girişime mesafeli yaklaşıyor. Her iki bakanlık da söz konusu programın İngiltere ekonomisinde iddia edildiği düzeyde bir büyüme yaratacağı yönündeki tezlere şüpheyle yaklaşıyor.
“Seçenekler değerlendiriliyor”
Gelişmelere ilişkin gazetenin sorularını yanıtlayan bir hükümet sözcüsü, “Ulusal güvenliğimizi korurken, İngiltere’yi iş yapmak için en iyi yer haline getirmekte kararlıyız” ifadesini kullandı.
Tartışmaların seyrine aşina olan bir diğer hükümet yetkilisi ise “Ülkemize yatırım çekmek için farklı seçenekleri değerlendiriyoruz” bilgisini paylaştı.
Hukuk firması Mishcon de Reya’nın ortaklarından Stephen Bostock, önceki programın yürürlükten kaldırılmasından bu yana varlıklı müşterilerinin yatırımcı vizesine yönelik “kesintisiz bir ilgi” gösterdiğini ifade etti.
Hükümetin haziran ayındaki toplantısına katılan Mishcon de Reya yetkilileri, mevcut göçmenlik sisteminde büyük yatırımlar yapmaya hazır varlıklı bireyler için bir boşluk bulunduğunu savunarak, “Bu tür bir programın titizlikle tasarlanması halinde, İngiltere ekonomisine olumlu bir katkı sağlayacağına ve büyümeyi destekleyeceğine inanıyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Buna karşın vergi uzmanları ve yolsuzlukla mücadele savunucuları, oligarklar ve yakın çevreleri için altın vize uygulamasına geri dönülmesinin yolsuzlukla mücadelede “ciddi bir geri adım” olacağını vurguluyor.
Kabine içinden bir kaynak da “Maliye Bakanlığı bu adımın büyümeyi canlandıracağı konusunda son derece şüpheci. Bu fikir bir sonuca ulaşmayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa
İzlanda, AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına hayır dedi

İzlanda, kesintiye uğradıktan 13 yıl sonra Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına karşı oy kullandı.
Kamu yayıncısı RUV’nin haberine göre, oy kullanan 225.000’den fazla kişinin %52,8’i hükümetin önerisini reddederken, %47,2’si destekledi. İki taraf arasında yaklaşık 12.600 oy farkı vardı.
Başbakan Kristrún Frostadóttir liderliğindeki merkez sol hükümet, 2027 yılına kadar bir referandum düzenleme sözü vermişti fakat ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a yönelik tehditleri de dahil olmak üzere uluslararası gerginlikler nedeniyle referandumu öne aldı.
Öte yandan yaklaşık 400.000 nüfuslu bu ada ülkesindeki tartışmalar, güvenlik endişelerinden ziyade balıkçılık sektörüne odaklandı.
RUV’un haberine göre, oy kullanma hakkına sahip yaklaşık 270.000 kişi arasında %82,5’lik katılım oranı, 2009’dan bu yana İzlanda’da yapılan tüm seçimler arasında en yüksek oran oldu.
Halihazırda AB’nin tek pazarı ve Schengen sınırsız bölgesinin bir parçası olan İzlanda’nın tam AB üyeliği, ülkeyi gümrük birliğine ve nihayetinde Avro bölgesi para birliğine dahil edecek.
İzlanda, 2008 finansal krizi ve İzlanda bankacılık sisteminin çöküşünün ardından 2009 yılında AB’ye üyelik sürecini başlatmıştı.
Üyelik süreci oldukça ilerlemiş durumdayken, 2013 yılında AB karşıtı bir hükümet iktidara geldi ve müzakereleri askıya aldı.
O dönemde İzlanda’nın AB üyeliğinin önündeki en büyük engel balıkçılık haklarıydı; bugün de durum aynı.
İzlanda, Danimarka’dan bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra, 1970’lerde Birleşik Krallık ile yaşanan Morina Savaşları sırasında balıkçılık alanlarını yabancı balıkçılardan korumak için başarılı bir mücadele vermişti ve ülkenin balıkçılık ve denizcilik sektörleri hâlâ ihracatının neredeyse %40’ını oluşturuyor.
Hayır oyu verenlerin çoğu, AB üyeliğinin, üye devletlerin ne kadar avlanabileceğini belirleyen politikalar kapsamında bu kârlı balıkçılık alanları üzerindeki kontrolün bir kısmını kaybetmek anlamına geleceğinden korkuyor.
Bifröst Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Eirikur Bergmann, BBC’ye verdiği demeçte, “Hayır tarafı, Danimarka’dan uzun bir bağımsızlık mücadelesinin ardından elde edilen resmi bağımsızlığı vurgulayan İzlanda’nın siyasi ulusal kimliğine hitap etme konusunda çok daha becerikliydi. Böylelikle halkın en temel duygularına hitap etmeyi başardılar,” dedi.
Öte yandan, Bergmann’a göre “Evet” kampanyası “açıkça teknik bir kampanya yürüttü ve İzlanda’nın AB’ye katılmasının amacını ya da ardındaki tutkuyu hiçbir zaman tam olarak açıklamadı” dedi.
Kristrún, cumartesi günü başkentte oy kullandıktan sonra, referandum kampanyasının İzlanda’nın dünyadaki yeri konusundaki tartışmaları alevlendirdiğini söyledi.
Pazar öğleden sonra düzenlediği basın toplantısında, hükümeti görevde olduğu sürece AB üyeliği meselesinin yeniden gündeme getirilmeyeceğini belirtti.
Bakanlarından biri, oy kullanma oranının yüksek olmasına işaret ederek, sonucun hükümet için bir gerileme olmadığını savundu.
İnsanların oy verme eğilimlerinde önemli bir coğrafi ayrım vardı. Başkent Reykjavík AB üyelik müzakerelerini desteklerken, kırsal bölgeler daha çok karşı çıkıyordu.
Oy pusulasında yer alan soru ise şöyleydi: “İzlanda, Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerini yeniden başlatmalı mı?”
“Evet” oyu, AB’ye katılım konusunda nihai bir karar anlamına gelmeyecek ama üyelik anlaşmasına doğru atılmış bir adım olacaktı. Bu anlaşmanın daha sonra ikinci bir referandumla onaylanması gerekecekti.
Aynı şekilde, “Hayır” oyu da İzlanda’nın gelecekte bir noktada müzakereleri yeniden başlatma olasılığını ortadan kaldırmıyor.
Referandum kampanyalarında iktisadi endişeler ön plana çıkarken, güvenlik konuları da gündemde yer aldı.
İzlanda, NATO’nun kurucu üyelerinden biri ama kendi ordusu bulunmuyor ve savunma konusunda müttefiklerine güveniyor. AB’ye üye olması, ülkeye bloğun ortak savunma altyapısına tam erişim imkânı sağlayacaktı.
Ülke, Ukrayna’ya destek veriyor ve yetkililer ayrıca adanın yakınlarında Rusya’nın artan deniz manevralarından da endişe duyuyor.
Ne var ki Trump’ın bir başka Arktik adası olan Grönland’ı ABD’ye dahil etme yönündeki açık ilgisi, son zamanlarda endişeleri artırdı.
İzlanda Dışişleri Bakanı Katrín Gunnarsdóttir, pazar günü düzenlediği basın toplantısında, referandumun ardından ülkenin diğer ülkelerle olan savunma ilişkilerini güçlendirmeye çalışacağını söyledi.
Avrupa düşünce kuruluşu Bruegel’in kıdemli araştırmacısı Jacob Funk Kirkegaard, RUV’ye verdiği demeçte, AB’nin “kendisini satmakta” başarısız olduğunu, oysa “özellikle Arktik’te bir güvenlik aktörü olarak görülmeyi açıkça arzu ettiğini” belirtti.
Kirkegaard, sonucun “hem İzlanda hem de AB için kaçırılmış bir fırsat olarak görüleceğini” belirtti.
İsmini vermek istemeyen bir AB diplomatı da bu değerlendirmeye katılıyor gibi görünüyordu. Reuters’a verdiği demeçte, sonucun “Brüksel için açık bir gerileme” olduğunu söylerken, balıkçılık ve bağımsızlık meselelerinin belirleyici olduğunu da kaydetti.
“Hayır” kampının zaferi, başka yerlerdeki Avrupa karşıtları tarafından alkışla karşılandı.
İngiltere’nin AB’den ayrılmasının başlıca savunucularından biri olan Reform UK lideri Nigel Farage, İzlandalıların “bağımsızlıklarını korumak” için oy kullandıklarını söyledi.
Fransa’daki Ulusal Birlik’ten (RN) Marine Le Pen ise sonucun “bariz bir gerçeğe işaret ettiğini”, yani “Avrupa Birliği üyeliğinin her Avrupa demokrasisi için doğal bir ufuk olmadığını” belirtti.
Avrupa
Almanya ile Britanya arasındaki nükleer şemsiye görüşmeleri sürüyor

Berlin’de, Almanya ile Birleşik Krallık arasında nükleer kuvvetler konusundaki işbirliği görüşmeleri sürüyor.
Bu durum, Almanya’ya nükleer silahların kullanımında etki ve hatta belki de söz hakkı kazandırabilir.
The Telegraph gazetesinde yer alan bir habere göre ilk adım olarak, Birleşik Krallık’ın nükleer kuvvetlerine nükleer olmayan destek sağlanması konusunda görüşmeler sürüyor.
Olası destek konuları arasında, nükleer silahlı denizaltıların konuşlandırıldığı İskoçya’daki Faslane denizaltı üssüne Patriot hava savunma bataryalarının konuşlandırılması da yer alıyor.
Ayrıca, uzun vadede, Trident füzeleri gibi İngiliz nükleer kuvvetlerinin ABD menşeli bileşenleri, Alman-İngiliz silah sistemleriyle değiştirilebilir.
Bu değerlendirmeler, geçen yıldan bu yana önemli ölçüde hız kazanan ve Rheinmetall’den Helsing’e kadar Alman savunma sanayi firmalarının Birleşik Krallık’ta yaptığı kapsamlı yatırımları da içeren Alman-İngiliz savunma işbirliğinin genişlemesine dayanıyor.
Savunma çevrelerinde, tanklardan yapay zeka kontrollü insansız hava araçlarına kadar her türlü silah sisteminin üretiminde Alman-İngiliz işbirliğinin “altın çağı”ndan söz ediliyor.
Hızla gelişen Alman-İngiliz savunma işbirliği
German Foreign Policy’de yer alan analize göre, Alman-İngiliz savunma işbirliğindeki mevcut patlamanın temelleri, Birleşik Krallık’ın 31 Ocak 2020’de AB’den ayrılmasından kısa bir süre sonra atıldı.
Hazırlık çalışmalarının ardından, her iki ülkenin dışişleri bakanları ilk olarak 30 Haziran 2021’de Alman-İngiliz Dış Politika İşbirliği Ortak Niyet Beyanı’nı imzaladılar.
24 Nisan 2024’te Şansölye Olaf Scholz ile Başbakan Rishi Sunak arasında ve 24 Temmuz 2024 tarihinde her iki ülkenin savunma bakanları tarafından yapılan ve yine savunma işbirliğinin önemli ölçüde güçlendirilmesine odaklanan açıklamayı takiben, 23 Ekim 2024 tarihinde “tüm boyutlarda ortak kapasite geliştirmeye yönelik somut kilit projeleri” listeleyen ilk anlaşma olan Trinity House Anlaşması imzalandı.
Bu ikili anlaşmalar dizisi, 17 Temmuz 2025 tarihli Kensington Dostluk ve İkili İşbirliği Antlaşması ile doruğa ulaştı.
Bu antlaşma, ekonomi, araştırma ve eğitim gibi alanlarda geniş bir yelpazede işbirliği hedeflerini kapsıyordu; ayrıca, en azından dış politika ve askeri politika konularına da değiniyordu.
Ada’daki Alman savunma yatırımları artıyor
Savunma işbirliğinin genişlemesi, şu anda esas olarak Birleşik Krallık’taki Alman savunma sanayi firmalarının yatırımlarından oluşuyor ve bu yatırımlar geçen yıldan bu yana muazzam bir ivme kazandı.
Örneğin Rheinmetall, Birleşik Krallık’ta Boxer piyade savaş araçları üretiyor ve Telford’da top sistemleri ile tank top namlularının üretildiği bir “UK Gun Hall” açtı.
Alman insansız hava aracı girişimleri de Birleşik Krallık’ta fabrikalar kuruyor.
Örneğin Stark Defense, Swindon’daki yeni tesisinde, 100 kilometre mesafeden düşman tanklarının üzerine dalarak onları imha edebilenler de dahil olmak üzere her türlü insansız hava aracını üretiyor.
Şirkete göre bu yöntem, geleneksel füzelerden daha ucuz.
18 milyar avro değerlemesiyle şu anda Avrupa’nın en değerli savunma girişimi olan Helsing de Birleşik Krallık’ta yatırım yapmaya başladı.
Helsing, Plymouth’ta yapay zeka kullanılarak kontrol edilen ve düşman denizaltılarını tespit edebilen sualtı drone’ları üretiyor.
Haberlere göre, ana planlardan biri, bir tür sualtı savunma zinciri oluşturmak için bu drone’ları büyük sayılarda konuşlandırmak.
Bunun amacı, suları düşman denizaltılarının ve gemilerinin istilasına karşı korumayı mümkün kılmak.
Uzun menzilli silahlarda hedef Rusya
Bugüne kadarki en önemli Alman-İngiliz savunma projeleri arasında, düşman topraklarının derinliklerindeki hedefleri vurmayı amaçlayan uzun menzilli hassas silahların (Derin Hassas Vuruş, DPS) geliştirilmesi ve üretilmesine yönelik girişimler yer alıyor.
Şu anda odak noktası özellikle Rusya’nın derinliklerindeki hedefleri vurmaya yönelik hazırlıklar.
Trinity House Anlaşması’nın hükümlerine uygun olarak, Almanya ve Birleşik Krallık, menzili 2.000 kilometreden fazla olan çeşitli füzeler (hipersonik füzeler dahil) geliştirmeye başladı.
Bu füzelerin 2034 yılı civarında operasyonel hale gelmesi bekleniyor.
O zamandan bu yana ek programlar da başlatıldı. Ankara’daki NATO zirvesi kapsamında Londra, Almanya’nın da dahil olduğu toplam on iki NATO ülkesinin katıldığı yeni bir girişim başlattı.
Buradaki amaç da uzun menzilli hassas silahlar geliştirmek; bir seyir füzesi ve bir başka hipersonik füzeden söz ediliyor.
Uzmanlar, Almanya’nın bu program çerçevesinde de önemli bir rol oynayacağını varsayıyor.
Bu durumda da, 2030’ların başında operasyonel hazırlık aşamasına geçilmesi bekleniyor.
O zamana kadar Almanya’nın, ABD’nin uzun menzilli silahlarına bağımlı olmaktan kurtulacağı düşünülüyor.
Nükleer konularda Berlin’e söz hakkı
The Telegraph’ın bildirdiği üzere, Berlin’de giderek yakınlaşan ikili savunma işbirliğini nükleer silahlar alanındaki işbirliğini de kapsayacak şekilde genişletmek üzere görüşmeler sürüyor.
Özellikle, İngiliz nükleer kuvvetlerine bir tür katkı sağlanması konusunda görüşmelerin devam ettiği bildiriliyor.
Bu, örneğin, Patriot hava savunma bataryalarıyla donatılmış Bundeswehr (Alman Silahlı Kuvvetleri) birimlerinin İskoçya’daki Faslane denizaltı üssüne konuşlandırılmasını içerebilir.
Bu üste, nükleer savaş başlıklarıyla donatılabilen Trident füzeleriyle donanmış İngiliz denizaltıları konuşlu.
İngiltere’nin nükleer kuvvetlerine konvansiyonel destek sağlama planı, genel hatlarıyla, Bundeswehr birlikleriyle Fransa’nın nükleer kuvvetlerine nükleer olmayan destek sağlama yönündeki şu anda devam eden girişime karşılık geliyor.
Resmi olarak verilen gerekçe, Avrupa nükleer güçlerini güçlendirerek, ABD ile çatışmanın daha da tırmanması durumunda bağımsız hareket edebilmelerini sağlamak.
Fakat İngiliz nükleer güçlerine ilişkin Alman planları daha da öteye gidiyor. Bu kuvvetler şimdiye kadar ABD’ye bağımlıydı: Trident füzeleri orada üretiliyor ve bakımı orada yapılıyor; ayrıca Astraea adlı yeni İngiliz savaş başlığı, ABD’nin W93 savaş başlığı programı ile birlikte geliştiriliyor.
The Telegraph’ın haberine göre bu durum Berlin’de endişe yaratıyor. Sonuçta ülke, bu koşullar altında ABD’ye olan bağımlılığından kurtulamıyor.
Bu nedenle Alman başkentinde, İngiliz nükleer programına mali katkı sağlanması ve dolayısıyla yeni silah sistemlerinin finanse edilmesi üzerinde düşünülüyor.
Örneğin, Alman tersanesi TKMS’nin İsrail için nükleer silahlarla donatılabilen denizaltılar inşa ettiği belirtiliyor.
Ayrıca, Almanya ve Birleşik Krallık’ın halihazırda hipersonik füzeler de dahil olmak üzere uzun menzilli füzeleri ortaklaşa geliştirdiği bildiriliyor.
Bu durum, artık ABD’nin Trident füzelerine bağımlı kalmamak amacıyla nükleer savaş başlığı taşıyabilen füzelerin de üretilmesine yönelik bir gelecek planını akla getiriyor.
Alman hükümetinin bakış açısına göre, bu girişimin en önemli avantajlarından biri, Almanya’ya nükleer kuvvetler ve bunların konuşlandırılması üzerinde doğrudan etki ve dolayısıyla söz hakkı kazandırması olacak.
Avrupa
Fransa’daki anket Le Pen’in her senaryoda kazanacağını gösterdi

Fransa’da yapılan yeni bir kamuoyu araştırması, aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin meclis grubu lideri Marine Le Pen’in 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini her senaryoda kazanabileceğini ortaya koydu. Kamu fonlarını kötüye kullanmaktan ceza almasına rağmen önde giden Le Pen, ilk turda yüzde 34 ile yüzde 35,5 arasında oy oranına ulaşıyor.
Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin meclis grubu lideri Marine Le Pen’in, 2027 yılında düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimlerini her senaryoda kazanacağı öngörülüyor.
BFM ve La Tribune Dimanche için kamuoyu araştırma şirketi Elabe tarafından yapılan anketin sonuçları, Le Pen’in kamu fonlarını kötüye kullanmaktan hüküm giymesine rağmen seçmen desteğini koruduğunu gösterdi.
Sonuçlara göre Le Pen, farklı senaryolara bağlı olarak ilk turda seçmenlerin yüzde 34’ü ile yüzde 35,5’inin desteğini alıyor.
Elabe’nin 26-28 Ağustos tarihleri arasında internet üzerinden gerçekleştirdiği ankete 18 yaş ve üzeri 1501 kişi katıldı. Katılımcıların 1378’ini kayıtlı seçmenlerin oluşturduğu araştırmada hata payı yüzde 1,4 ile yüzde 3,1 aralığında açıklandı.
İkinci tur senaryolarında da üstünlüğünü koruyor
İlk tur yarışında Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) hareketinin kurucusu Jean-Luc Mélenchon yüzde 14 ila yüzde 14,5 oy oranıyla ikinci sırada yer alıyor.
Merkez sol çizgideki Place Publique (Kamu Meydanı) lideri Raphaël Glucksmann ise senaryoya göre yüzde 11,5 ile yüzde 14 arasında destek buluyor.
Le Pen’in ikinci turda da her olasılıkta üstünlüğünü koruduğu görülüyor. En büyük oy farkı Mélenchon ile karşı karşıya geldiği senaryoda ortaya çıkarken, bu eşleşmede Le Pen yüzde 69,5’e karşı yüzde 30,5 oy oranına ulaşıyor.
Aşırı sağcı lider; Glucksmann ve eski Başbakan Gabriel Attal karşısında da yüzde 57’ye karşı yüzde 43 ile net bir galibiyet elde ediyor.
En dar fark ise eski Başbakan Édouard Philippe ile yarışması durumunda görülüyor; bu senaryoda Le Pen yüzde 52,5, Philippe ise yüzde 47,5 oy alıyor.
Le Pen, Fransa Anayasası’nı referandumla değiştirmeyi planlıyor
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, üst üste ikinci dönemini yürütüyor ve bu görev süresi 14 Mayıs 2027’de sona eriyor. Ülke yasalarına göre bir kişi arka arkaya ikiden fazla dönem cumhurbaşkanlığı yapamıyor.
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun 18 Nisan 2027’de, ikinci turunun ise 2 Mayıs’ta yapılması planlanıyor.
Cumhurbaşkanlığı yarışına katılma niyetini Le Pen’in yanı sıra eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, Jean-Luc Mélenchon, Gabriel Attal, eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Édouard Philippe ve Raphaël Glucksmann da açıklamış bulunuyor.
Marine Le Pen, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacağını temmuz ayında doğrulamıştı. Daha önce aynı gün Paris İstinaf Mahkemesi, Le Pen hakkındaki nihai kararını vererek kendisini kişisel zenginleşme unsuru bulunmaksızın Avrupa Parlamentosu fonlarını amacı dışında kullanmaktan suçlu bulmuştu.
Mahkeme Le Pen’e 100 bin euro para cezası, iki yılı tecilli olmak üzere üç yıl hapis ve 30 ayı tecilli olmak üzere 45 ay seçilme hakkından men cezası verdi. Hak yoksunluğu sürelerinin 31 Mart 2025’ten itibaren hesaplanması nedeniyle Le Pen, 2027 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde resmi olarak aday olabiliyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Dünya Basını5 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Ortadoğu2 hafta önceTelegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı












