Ortadoğu
‘İsrail Savunma Bakanı, Netanyahu hükümetini düşürmek istiyor’

Ultra Ortodoks Yahudileri askerlikten muaf tutan tartışmalı yasa tasarısı İsrail Meclisi’nin gündeminde. İsrail Başbakanı Netanyahu, yasa kabul edilmezse hükümetinin dağılacağı uyarısında bulunuyor ancak Savunma Bakanı yasa tasarısını desteklemeyeceğini açıkladı.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre, Başbakan Binyamin Netanyahu, bu hafta Meclise sunulacak tartışmalı yasa tasarısını desteklemekten vazgeçmeyeceği yönünde bakanlara mesaj gönderdi. Netanyahu, mesajında, Ultra Ortodoks Yahudileri askerlikten muaf tutan tartışmalı yasa tasarısının kabul edilmemesi halinde hükümetin dağılabileceğine yönelik uyarıda bulundu.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ise dün yasa tasarısına karşı çıkacağını bildirmişti.
Çoğu dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden Harediler, 9 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor. Ülkedeki Haredilerin büyük çoğunluğu Batı Kudüs’teki Meaşerim Mahallesi’nde ve başkent Tel Aviv yakınlarındaki Bney Brak kentinde yaşıyor.
İsrail’de 1 Kasım 2022 seçimlerden zaferle ayrılan Likud lideri Binyamin Netanyahu’nun koalisyon ittifakında aşırı sağcı partilerin yanı sıra Ultra Ortodoks Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri yer alıyor.
Laik Yahudilerle aralarında birçok konuda görüş ayrılığı bulunan ve toplumun geri kalanına entegre olmayı reddeden Haredilerin çoğu, orduda dinlerinin gerektirdiği şekilde yaşayamayacakları gerekçesiyle askerlik yapmayı reddediyor.
Kadın ve erkekler için İsrail’de 3 yıl zorunlu askerlik hizmeti bulunuyor. Ultra Ortodoks Yahudilik inanca sahip Harediler ise 26 yaşına kadar Tevrat Kursları’nda (Yeşiva) eğitim almaları halinde askerlikten muaf tutuluyor.
İsrail’de koalisyon ortağı Haredi partiler, “Tevrat eğitiminin temel hak olduğu” yönünde bir kanun geçirerek temsil ettikleri kesimin askerlikten muaf tutulmasını yasal güvence altına almak istiyor.
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Savunma Bakanı Gallant’ın yasa tasarısına karşı çıkmasının asıl nedeninin orduda eşitliği sağlamak olmadığını açıklıyor:
***
İsrail Savunma Bakanı Netanyahu Hükümetini Düşürmek İstiyor
Savunma Bakanı Yoav Gallant ultra-Ortodoksların askerlikten kaçmasından o kadar da rahatsız değil. Ancak hükümet Gazze savaşı için net hedefler belirleyemediğinden, tek alternatifi koalisyonun çöküşünü sağlamaya çalışmak
Anshel Pfeffer
Savunma Bakanı Yoav Gallant Washington’a tek bir ana görevle gitti: İsrail güçlerinin Gazze’de Hamas’a karşı savaşı sürdürmek ve kuzeyde Hizbullah’la gerilimi tırmandırmaya hazırlanmak için acilen ihtiyaç duyduğu ABD yapımı mühimmatın tedarikini hızlandırmaya çalışmak. Gallant’ın Amerikalı muhatapları İsrail’in Refah’ta planladığı operasyonla ilgili bazı zor sorular soracak; Gazze’deki açlığı hafifletmek ve Şeridi ele geçirmek için İsrail ordusu ve Hamas dışında bir gücü konuşlandırmak için gereken acil adımlardan bahsetmiyorum bile.
Böylesine dolu ve yakıcı bir gündemle Gallant’ın neden ultra-Ortodoks Yeşiva öğrencilerini askerlikten muaf tutan ve kabinenin bu hafta onaylaması beklenen yasayı desteklemeyi reddettiğini açıkladığı tam olarak anlaşılamadı. Gallant, İsrail Savunma Kuvvetleri’nde general olarak görev yaptığı onca yıl boyunca bu konularla hiç ilgilenmediği gibi siyasete girdiğinden bu yana geçen on yıl boyunca da hiç ilgilenmedi. Şimdi önünde bir savaş var.
İşi yokuşa sürmesi ve geçme ihtimali çok düşük olan tasarının Knesset’e sunulmasına eşlik etmesi daha mantıklı olurdu. Bu haliyle, Yüksek Adalet Divanı olarak görev yapan Yüksek Mahkeme yargıçlarının tasarının eşitlik standardına uygun olduğuna karar vermesi pek olası değil, dolayısıyla yasa bir kez daha gözden geçirilmek üzere meclise geri gönderilecek.
Öte yandan, mahkemenin ay sonuna kadar verdiği süre zarfında herhangi bir yasa çıkmasa, Yeşiva öğrencileri artık askerlikten muaf tutulmasa ve kurumlarına devlet tarafından sağlanan fon kesilse bile IDF’nin personel sıkıntısı sona ermeyecek. Ordudaki hiç kimsenin önümüzdeki aylarda ya da yıllarda on binlerce genç ultra-Ortodoks ya da Haredi erkeği üniformaya ve ardından savaş alanına zorlamak gibi gerçek bir planı yok. İsrail’in zorunlu askere alma uygulaması var ama bu sadece bir uzlaşı ile işleyebilir. IDF bütün bir topluluğu zorla askere alamaz ve almayacaktır da.
Gallant, muafiyet tasarısını geçirememenin IDF’nin saflarını, bu savaş ya da bu on yıl için zamanında doldurmasına yardımcı olmayacağını biliyor. Savaşta dört ay görev yaptıktan sonra sadece birkaç hafta önce evlerine dönen ve ilkbahar ya da yaz için çağrı emirleri posta kutularına düşen yedek askerlerin moraline küçük ve geçici bir destekten öteye götüremeyecek.
Bir kez daha ailelerini terk etmeye ve işlerini ya da eğitimlerini tehlikeye atmaya çağrıldıklarında karşılaşacakları zor ikilem, Haredi muafiyet tasarısı geçmedi diye daha kolay olmayacak. Gallant da bunu biliyor olmalı.
Sonuç olarak Gallant, mevcut iktidar koalisyonu ile sadece hizmet eşitliğinin sağlanamayacağı değil, daha da önemlisi savaşın sürdürülemeyeceği gibi kaçınılmaz bir sonuca ulaşmış görünüyor. Binyamin Netanyahu’nun İsrail’in ABD ile ilişkilerinde bir kriz yaratma çabaları, IDF’nin girişmek için acele etmediği Refah operasyonunu alaycı bir şekilde kullanması ve Gazze için gerçekçi bir “ertesi gün” planını tartışmayı bile reddetmesi, IDF’nin savaşın gelecek aylarını planlamasını engelliyor.
Gallant tam bir yıl önce koalisyonun yargıyı zayıflatmaya yönelik yasa tasarılarına oy vermeyeceğini açıkladığında da benzer bir durumdaydı. Bunu bağımsız bir Yüksek Mahkeme’ye olan derin inancından dolayı değil, yasanın IDF üzerindeki etkisinden duyduğu endişeden dolayı reddetmişti.
Gallant hizmet eşitsizliğinden o kadar da rahatsız değil. Savaşı kendisinin ve Genelkurmay’ın düşündüğü şekilde yürütmeye devam edebilseydi, muhtemelen muafiyeti kabul ederdi. Bu muafiyet 2022 sonunda hükümet kurulurken Haredi partileriyle yapılan koalisyon anlaşmalarının temel unsurlarından biri olduğunda da itiraz etmemişti.
Ancak yaklaşık altı ay süren savaşın ardından Gallant, bu hükümetin IDF için net stratejik hedefler belirlemek istemediğine ya da belirleyemediğine ikna olmuş durumda. Gallant’ın tek alternatifi, kamuoyunda nadiren fikir birliği olan bir konuda koalisyonun çöküşünü sağlamaya çalışmak. Ayrıca bu sefer Netanyahu’nun kendisini kovamayacağını da biliyor.
Ultra-Ortodoks hahamlar şu ana kadar onun ekmeğine yağ sürüyor. Hahambaşı Yitzhak Yosef’in iki hafta önce Haredilerin askere alınmaya zorlanması halinde ülkeyi terk edecekleri “tehdidinde” bulunduğu vaazı üst düzey Aşkenaz hahamlar tarafından da desteklendi. Bu da Haredi politikacılara hiçbir hareket alanlarının olmadığını açıkça gösterdi.
Bu artık üzerinde uzlaşma sağlanamayacak bir dini ideoloji meselesi. Üzerinde anlaşmaya vardıkları tasarıda herhangi bir spesifik hedef ya da yaptırım yer almıyor, hatta bunlar sözde kalıyor. Bu durum Gallant’ın pozisyonunu korumasını kolaylaştırıyor ve hatta belki de savaş kabinesindeki tereddütlü meslektaşı Benny Gantz’ı da bir pozisyon almaya zorluyor.
Bu durum Gallant’ın hükümeti düşürmeyi başaracağı anlamına gelmiyor. Netanyahu ve Haredi müttefikleri kabinede, savunma bakanının desteği olmadan, Yüksek Mahkeme’de zaman kazanmak için bir muafiyet tasarısını oylamaya çalışabilirler, ancak bir sonraki Knesset oturumunda tasarıyı geçirmek için 61 koalisyon milletvekilini bir araya getirme şansı kesin olmaktan uzak.
Kabinede oylama yapılmasa, Haredi öğrenciler askere alınsa ve Yeşivaların finansmanı kesilse bile ultra-Ortodoks partiler hükümetten ayrılmak zorunda kalmayacak. Hala eşi benzeri görülmemiş bir güce ve başka yerlerde milyarlarca dolarlık finansmana sahipler- ve Netanyahu elinden geleni yaptığını iddia edecek.
Koalisyondan ayrılsalar bile bu, Knesset’in feshi konusunda otomatik olarak muhalefetle birlikte oy kullanacakları anlamına gelmiyor. Onların bakış açısına göre erken seçim daha iyi bir hükümet getirmeyecek.
Ancak Gallant’ın kaybedecek bir şeyi yok. Bu hükümet altında IDF binlerce Haredi askere sahip olsa bile Hamas’a karşı savaşı kazanamayacağı artık onun için çok açık.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Ortadoğu
Musk, Pentagon için “savaş danışmanlığı” yapacak

Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, savaşın geleceğine odaklanan ve “Project Meridian” olarak bilinen bir Pentagon girişiminin eş direktörlüğünü üstlendi.
Musk’ın yeni görevini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth duyurdu.
Savaşların eninde sonunda otonom insansız hava araçlarıyla yapılacağına dair inancını uzun süredir dile getiren Musk, savunma alanında faaliyet gösteren startup Anduril’in kurucusu Palmer Luckey ve eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile birlikte eş direktör olarak projeye danışmanlık yapacak.
Hegseth, Pentagon’da yayınladığı bir notta, grubun “geleceğin savaş alanlarını inceleyeceğini” ve “savaşçıların bu ortamlarda üstünlük sağlamak için hangi silah ve teknolojileri kullanmaları gerektiğini belirleyeceğini” belirtti.
Hegseth, Quantico Deniz Piyade Üssü’nde yaptığı “Kuvvetlerin Durumu” konuşmasında şunları söyledi:
“Gelecekteki çatışmaları en iyi öngörenler yalnızca Pentagon’da bulunmuyor. Hem soruları sormayı hem de bunlara cevap vermeyi kendimize yüklerken, bariz önyargılar ve riskler söz konusudur.”
Hegseth, bu girişimin derhal başlayacağını ve konuşmasının ardından güvenli bir mekânda Musk, Luckey ve Gingrich ile bir araya geleceğini söyledi.
Meridian Projesi, “savaşların, alanların ve teknolojilerin gidişatını acımasızca haritalandırmak” için 120 gün süreye sahip olacak ve bu süreç, bulgularının kamuoyuna duyurulması ve gizli bir ek ile sonuçlanacak.
Hegseth, “Yeryüzünün altından Ay’ın ötesine” uzanan kapsamlı bir görev tanımını açıkladı.
Grup, yeni askeri stratejiler veya politikalar geliştirmek yerine, “ele geçirmemiz gereken alanları ve ustalaşmamız gereken yetenekleri” belirlemeye çalışacak ve gelecek nesil Amerikan askerlerinin ihtiyaç duyabileceği silah ve sistemleri “keşfetmeye, geliştirmeye ve sahaya sürmeye” odaklanacak.
Grubun, Ocak ayı sonuna kadar kendisine öneriler içeren bir rapor sunması bekleniyor.
Musk, 2024 yılında “Gelecekteki savaşlar tamamen insansız hava araçları ve hipersonik füzelerle ilgili olacak,” demişti. Bu, son yıllarda yaptığı benzer açıklamalardan sadece biriydi.
Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) denetim görevi kargaşayla sona eren ve Başkan Donald Trump’ın harcama tasarısı nedeniyle Trump ile bir anlaşmazlığa dönüşen Musk için, bu paneldeki görev, herhangi bir sıfatla hükümete resmi şekilde geri dönüşünü işaret ediyor.
Musk ve Trump sonunda barıştılar ve Musk, bu hafta Beyaz Saray’da diğer teknoloji liderleriyle birlikte yapay zeka güvenliği konulu bir toplantıya katıldı.
Meridian, Hegseth’in duyurduğu, ordunun otonom savaş ve hızla gelişen teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası.
Hegseth, müşterek kuvvetler genelinde otonom ve robotik yetenekleri yaygınlaştırmak üzere, kendi ifadesiyle “hizmet kolu benzeri yetkiler”e sahip yeni bir dört yıldızlı muharebe komutanlığı olan Otonom Savaş Komutanlığı’nın (AUTOWARCOM) kurulduğunu duyurdu.
Savaş Bakanlığı ayrıca, Hegseth’in “yeni nesil otonom savaşçılar” olarak adlandırdığı kişiler için özel kariyer yolları oluşturmak üzere, tüm askeri birimlerde yeni mesleki çerçeveleri aşamalı olarak uygulamaya başlayacak.
“Otonom Savaş Komutanlığı’nı on yıl önce düşünmüş olmalıydık,” diyen Hegseth, Meridian’ın, ordunun geride kalmadan bir sonraki teknolojik dönüşümü öngörebilecek kadar ileriye bakmayı amaçladığını açıkladı.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak












